Dün Ankara’da İtalyan Büyükelçiliği önünde kalabalık bir gösteri vardı. Ellerindeki pankartlarla elçiliğe yürüyen öfkeli kitle hem İtalya’yı” terörist devlet” ilan ediyor hem de” Avrupa’nın sesimizi duyması” arzusunu haykırıyordu. Yoldan geçen otomobiller, bu protestoya kornalarıyla katıldılar. Halkın İtalya’ya ve Avrupa’ya duyduğu tepki dalga dalga büyüyordu. Bir taksiyle oradan geçiyordum. Sesimizi duymayan Avrupa’yla aramızdaki sorunları ve son gelişmeleri düşündüm.

Abdullah Öcalan meselesi Avrupa Parlamentosu’na taşındı. Yeşiller ve komünistler Öcalan’a siyasi statü tanınmasını ve Türkiye’nin Kürt politikasının kınanmasını içeren bir karar çıkarmaya çalışıyorlar. İtalya ile zaten ipler kopmak üzere. Yunanistan ile başta Kıbrıs olmak üzere birçok sorunumuz var. Sürekli kriz durumunda yaşıyoruz. Almanya ile Metin Kaplan, Millî Görüş ve PKK anlaşmazlığı yaşıyoruz.” Lebensraum ” krizinde görüldüğü gibi zaman zaman ilişkilerimiz son derece geriliyor. Alman mallarını boykot etmeye kalkıyoruz. Fransa ile aramızda, ne olacağını bilmediğimiz Alaattin Çakıcı pürüzü ve Ermeni anlaşmazlıkları var. Belçika, sürgündeki Kürt Parlamentosu’nun ve Med TV’nin vatanı. Yaşar Kaya ve arkadaşları ilk toplantılarını Hollanda’da yapmışlardı. Türkiye’yi insan hakları konusunda sürekli eleştiren İskandinav ülkelerini saymıyorum bile.

Kısacası kaderimizi bağladığımız, Gümrük Birliği içinde buluştuğumuz Avrupa’dan giderek kopuyoruz. Halkın öfkesi, tribünlerden yükselen ” Avrupa duy sesimizi!” çığlıklarında yankılanıyor. Öte yandan Araplarla da aramız iyi değil. Son krizde Suriye’nin arkasında kümelenen Araplarla sorunlar tarihsel köklere sahip. Araplar da sesimizi duymuyor.

Bu durumda Türkiye’nin sesini duyan ülkeler İsrail, Pakistan ve bazı Türk Cumhuriyetleriyle sınırlı işte yıllardır yürüttüğümüz dış politikanın bizi getirdiği sonuç bu! Büyük bir yalnızlık!