Anayasa Mahkemesi DEP’i kapatarak vicdan huzuruna kavuştu. Yalnız hukuk açısından değil, siyasi karar mekanizması olarak da görevini yerine getirmenin mutluluğu içinde. Gerçi bir mahkemenin “siyasi karar” alması beklenmeyen bir durum ama bizim zaman zaman kuş, zaman zaman deve olan demokrasimiz açısından pek sakıncalı değil. DEP’i kapatmak ama ara seçime yol açmayacak bir karar almak, olsa olsa devletin kendini koruma güdüsüyle açıklanabilir. Devlet kendini Anayasa Mahkemesi aracılığıyla koruyor. “Ne var bunda?” diyenler olabilir. Bir şey yok! Sadece durum saptaması yapıyoruz.
Geçenlerde yurt dışında görüştüğüm nir Fransız diplomat, “Türk hükümeti Kürt milletvekillerinin tutuklanmasıyla, kazanmış olduğu bütün kaleleri kaybetti!” diyordu. Avrupa’da PKK’nın terörist örgüt olarak kabul edilmesi ve bazı üyelerinin göz altına alınması, derneklerinin kapatılmasıyla başlayan süreç Türkiye ile Batı arasında işbirliği havası doğurmuştu. Şimdi Batı, bu işbirliğine kuşkuyla bakıyor. Çünkü hiçbir Batı hükümetine, meclisteki milletvekillerinin tutuklanmasını açıklayamazsınız. Çünkü bunlar şiddet eylemcisi değil! “İyi ama silahtan daha tehlikeli fikirleri var!” dediğiniz noktada, Batı ölçülerinden ayrılıyorsunuz. Çünkü Batı demokrasileri için, parlamentoda “tehlikeli fikir” olmaz. Türkiye bir türlü fikirle, silah arasına gerekli sınırı koyamıyor. Bu yüzden de Avrupalı olamıyor.
Avrupalı olmak sadece Hristiyan diniyle açıklanamaz. Avrupalılık olgusunu, bir değerler bütününe saygı göstermek anlamında kullanmak gerekiyor. Çünkü Avrupa’yı oluşturan uluslar içinde Portekiz’le Finlandiya’yı birbirine bağlayan pek az bağ var. Ne yemekleri benziyor birbirine, ne insan tipleri, ne müzikleri. Finlandiya ile İspanya arasındaki fark, bizimle İspanya arasındaki farktan daha büyük. Ama iki ülke de Avrupalılık bilincinde birleşiyor. İkinci Dünya Savaşı’nda faşizmin ve nazizmin acısını çekmiş olan uluslar Avrupa adı altında anti-faşist bir platformda birleşiyorlar. Türkiye böyle derin bir anti-faşist bilince sahip değil.
Son yıllarda komünist rejimin baskılarından kurtulan Doğu Avrupa ülkelerindeki anti-totaliter bilinç, Avrupalılığın anti-faşizmiyle birleşti ve ortak bir demokrat platform doğurdu. Bu yüzden eski Doğu Avrupa ülkeleri, Avrupa Topluluğu’na Türkiye’den de daha yakın.
DEP’i kapatarak, milletvekillerini tutuklayarak, yazarları hapse atarak, insanları sol geçmişleriyle yargılayarak belki bir yere ulaşabiliriz. Ama eminim ki ulaşacağımız yerin adı “Avrupa Birliği” olmayacaktır.
