Bir ülkede ekonomik gelişme gereklidir ama yeterli değildir. Bir ülkede politik gelişme kaçınılmazdır ama bu da yeterli değildir. Gerekli olan, gelişmelerin ahlak ve kültür değerleriyle bütünleşmesidir.
Yukardaki cümlelerin Babalar Günü’yle ne ilgisi olduğunu soruyorsunuz belki de. Babalara çiçek almak ve onları anlamakla nasıl bir ilişki kuruluyor? Diyorum ki 1994 yılının Babalar Günü, her ne kadar ithal bir alışkanlık da olsa, bize bablarımızı, yani bu ülkeyi kuran kuşakları yeniden hatırlatmalı. Yunus Emre’ye özenerek söylersek; “Babalar gününün manası/Budur eğer var ise” Bugün içine düştüğümüz kavram kargaşasının çözümü babalarımızdadır. Cumhuriyet’i kuran ve geliştiren kuşaklar, aynı zamanda dünya çapında bir senetin red öncülüğü yaptılar. Dünya tarihinde ilk kez bu toprağın geleneklerini, ulusal kimliği, Batı uygarlığı değerlerini ve İslam dinini bir arada yaşatıp, geliştirebilen bir modeli yerleştirdiler. Hatırlayın: Son yıllara kada Atatürk reformalarıyla, İslamiyet bir çatışma içinde değildi. Babalarımızda hala değil. Namaz kılıyor, oruç tutuyor, İslam dininin kurallarını uyguluyor ama ülkenin yöneldiği Mustafa Kemal çizgisinden vazgeçmiyorlar. Zaten böyle bir çelişki de yaşamıyorlar. Kendilerini hiçbir zaman “kemalist” tanımı içinde düşünmemişler. Değiller de! Kemalizm, her büyük ihtilalci gibi Mustafa Kemal’in de kaçamadığı bir kalıplaştırma. Kendi iradesi dışında gerçekleşen bir fetişizmin.
Bugün bir avuç yazar çizer, Türkiye’yi yargılamak, sistemi teorik olarak yerine oturtmak çabası içinde. Bol bol yazıyor, çiziyor, televizyonlarda konuşuyorlar. En aklı başında olanlarının isteği, bu ülkede var olan değerlerin yadsınmaması, halkın gelenekleri ve diniyle barışık olunması. İyi ama bizden önceki kuşaklar bunu zaten başarmışlardı. Amerika’yı yeniden keşfetmeye ne gerek var? Babalarımıza bakmamız ve onların yaşayarak oluşturdukları sentezi hatırlamamız yeterli.
Bu müthiş uyum ve Doğu dünyasının rönesansı sayılabilecek önemli sentez, bablarımızın kuşağıyla birlikte yok olup gidiyor. Ne yazık ki meydan artık sivrilere kalmakta. Oysa Türkiye’yi çeşitli mezhep kavgalarından ve rejim tartışmalarından koruyabilecek formül, babalarımızın kuşağında gizli.
Belki diyorum; o kadar geç olmamıştır. Belki bizden önceki kuşağa kulak vererek, onları basında ve televizyonda daha çok dinleyerek, bir ömür boyu sürdükleri uyumu sezebilir ve yeni kuşaklara aktarabiliriz. Bugün Babalar Günü. Ve ben Türkiye’yi kavgalardan, katliamlardan koruyarak bugüne getiren babalarımızı saygıyla kutluyor, onlara teşekkür ediyor ve ellerinden öpüyorum.
