Düşünün ki bir gazetede okuduğunuz yazı üzerine, kalemi kağıdı elinize alıyorsunuz. Düşüncelerinizi sayfalara döküyorsunuz ve o yazara postalıyorsunuz mektubu. Kimi zaman düşünceleri paylaşmak etkisiyle yapıyorsunuz bunu. “Ben de senin gibi düşünüyorum. Sana katılıyorum.”demek istiyorsunuz. Bazen de o yazarın bir yanlışını düzeltiyorsunuz. Kimi yazılar sizi çok kızdırıyor ve o düşünceleri yayınlayan adamı hırpalamak ve “boyunun ölçüsünü vermek” istiyorsunuz. Eğer o yazar sevdiğiniz bir kişiyse övgüleriniz boşa gitmesin istiyorsunuz. Ya iki satırlık bir cevap ya da bir resim göndermesini diliyorsunuz. Uğradığınız haksızlıkları anlatıyor, çare umuyorsunuz. Ve bütün bu mektuplar kör kuyuya atılan taşlar gibi karanlıkta yok olup gidiyor. Bir cevap alamıyorsunuz. Mektubunuzun yazarın eline geçip geçmediğinden, okunup okunmadığından bile emin değilsiniz. Ne kadar üzücü, hatta isyan ettirici bir durum değil mi?
İşte ben, bir yazar ve sanatçı olarak her gün bu suçu işlediğimi ve birçok okurumu üzdüğümü biliyorum ve bile bile de yapmaya devam ediyorum. Çünkü yüzlerce mektubu cevaplama olanağım yok. Her gün, gelen bütün mektupları dikkatle, en son satırına kadar okuyorum. Bazı ilginç cümleleri not ediyorum. Eleştirilerden yararlanıyorum. Övgü cümleleri bana dayanma gücü veriyor. Kısacası mektuplarınız benim yaşamımın en önemli parçalarından biri. Ne var ki okumamı bile saatler alan mektupları cevaplamaya kalkmam mümkün değil. Sık sık çıktığım gezilerden döndüğümde masamın üstünde yüzlerce mektup birikmiş oluyor. Günlerce okuyorum.
Bazı mektuplar öylesine içten heyecanlarla yazılmış ve öylesine büyük bir sevgiyle kaleme alınmış ki insan okudukça utanıyor ve sizi bu kadar seven insanlara bir cevap verememenin üzüntüsünü yaşıyorsunuz. Bütün okuyuculardan, bu yazıyı bir cevap olarak algılamalarını ve bana yazmaya devam etmelerini diliyorum. İnanın ki yazdığınız her satır okunuyor. Bütün mektuplardan yararlanıyorum ve hiçbiri boşa gitmiyor.
Mektupların çoğu, bundan sonraki politik yaşamımla ilgili sorular sormakta. Yol göstermemi, insanlara bir işaret vermemi bekleyen mektuplar bunlar. Elbette ki siyasi sorumluluğumun farkındayım. İstanbul’da bize oy veren ve yüzde 20’yi aşmamızı sağlayan yüzbinlerce, hatta ailelerini de hesaba katarsanız milyonlarca güzel insana bir şeyler söylemek zorundayım. Yalnız, buna biraz daha zaman var kanısındayım. Ortalık biraz durulsun, Türkiye’deki düşünce kargaşası bir parça yatışsın. Çeşitli platformlarda gene bir araya geleceğiz. Mektuplarınız bana umut veriyor ve içimden umutla tekrarlıyorum: “ Güzel günler göreceğiz çocuklar.”
