Barcelona’da Avrupa Film Akademisi’nin ödül gecesinde, kuliste bekliyorum. Gündüz yaptığımız prova gereğince biraz sonra sahneye çıkıp “Duvara Karşı” filmini savunacağım. Finale kalan filmleri, Akademi üyelerinin savunması geleneği var.Macar yönetmen Istvan Szabo “Vera Drake” filmi için konuşuyor, aktris Penelope Cruz, Pedro Almodovar’ın “Kötü Eğitim” filmini savunuyor.Bana düşen görev de sahneye çıkıp, salonda oturan 1200 kişiye Fatih Akın’ın yaptığı “Duvara Karşı” filmini savunmak. Töreni televizyonlar naklen yayınladığı için, gündüz prova yapılıyor ve tören dakika dakika ilerliyor.Konuşmamda “Duvara Karşı”nın konusunu, Almanya’daki iki Türk insanının birbirini ve farklılıklarını tanıma yoluyla, aşk ve tutku dolu bir yolculuğa çıkmalarını anlatıyorum.Bu film hem Türk hem Alman. Avrupalı ve çağdaş bir film. Sahneden indikten sonra Fatih Akın, Sibel Kekilli, ve Birol Ünel’le kucaklaşıyoruz.Çocuklar heyecanlı ve umutlu. Bu arada Liv Ullman ve Carlos Saura’ya yaşam boyu onur ödülleri veriliyor.En iyi aktör, en iyi aktris, en iyi kameraman, en iyi senaryo, en iyi müzik ödülleri açıklanıyor.Sıra geliyor büyük ödüle ve Wîm Wenders “Duvara Karşı” der demez bizim çocuklar sevinç çığlıkları atarak havaya zıplıyorlar.Böylece akademi üyelerinin aylar süren seçme çabası ve tartışmaları noktalanıyor.Bu köşede daha önce de belirttiğim gibi, büyük ödülü “Duvara Karşı”nın almasını çok istiyordum, bu amaç için çalışıyordum ve sonunda hepimiz sevindik.Masada Pedro Almodovar’la yan yana oturuyorduk. Sessiz, durgun ve canının sıkkın olduğunu gördüm.Ne de olsa ödül töreni kendi memleketinde yapılıyordu ve filmi hiçbir dalda, hiçbir ödül almamıştı.”Türk filmini gördünüz mü” dedim.”Gördüm” dedi. “Peki ne düşündünüz?” “Eh,’ dedi. “Almanya’da göçmen hayatı zor!”Anlaşılan filmle arası pek iyi değildi. Daha sonra konuyu değiştirdik ve İstanbul’dan konuşmaya başladık. Sadece bir kez geldiğini ama şehre âşık olduğunu ve tekrar gelmek istediğini söyledi.Ben de davet ettim.Böylece bir Avrupa Film Akademisi ödülü daha sona erdi.Bundan böyle Fatih Akın’ın yolu çok açık. Bu ödüllerden sonra uluslararası büyük yapımlara imza atacağını ve dünya starlarıyla çalışacağını söylemek kehanet olmaz.İşin bir başka güzel yanı da Türkiye’nin Avrupalı olup olmadığının tartışıldığı bir dönemde ve karardan altı gün önce, bir Türk filminin “En İyi Avrupa Filmi” seçilmiş olması.
