Türk öldürmeyi övecek kadar ağır bir nefret krizine yakalanmış olan Voltaire, akıl ağır bastığında Türkler hakkında övgü dolu cümleler yazmaktan geri kalmıyor. Bazı cümleleri şöyle:

- Türkler, konuksever, hoşgörülü ve zannımızdan ziyade sözlerine sadıktırlar.

- Bu yeni vezir (Köprülü-Zade Numan Paşa, Y.A.), Avrupalılar arasında kültürü az olanlarca anlaşılması güç Türk Tipi'nin tam bir örneği idi: Kanun dışına tek adım atmayan dosdoğru bir adam.

- Türkler'in sanatı kumandanlıktır.

Türkler, yenilebilse de boyunduruk altına alınamayan dövüşken bir millettir. 2'inci Mehmed, Avrupa hükümdarlarının hepsinden daha eğitimli ve kültürlü idi. Yunanca, Farsça, Arapça konuşurdu. Latince anlar, resim yapar ve o zamanlar bilindiği kadar coğrafya ve matematik bilirdi.

Voltaire gibi bir dahinin hem Türkler'den nefret eden hem de büyük bir hayranlık duyan karmaşık duyguları Türkiye Avrupa ilişkilerine ışık tutabilecek nitelikte.

Avrupa düşüncesinin bu büyük temsilcisinin yaşadığı çelişki az çok her Avrupalı'nın ruhunda var.

Bugün Avrupa Parlamentosu ve AT gibi kuruluşlardaki konumumuza bakın:

Hiçbir zaman içlerine sindirip, kendilerinden biri olarak göremiyorlar Türkiye'yi.

Ne var ki hafife de alamıyorlar.

Türkiye'nin tarihiyle, nüfusuyla, coğrafyasıyla ve yetişmiş kadrolarıyla içinde taşıdığı müthiş dinamonun bilincindeler.

Türk aydınıyla birebir ilişkiye giren her Avrupalı'nın kafasındaki hiyerarşi alt üst oluyor.

Gerçekten de iyi yetişmiş bir Türk aydınının bilgi birikimi azımsanacak gibi değil.

Hem doğuyu hem batıyı bilmenin yanısıra, birçok kültür ve dinin bir arada barış içinde yaşadığı bir toplum düzeninin tarih bilincini de yansıtıyor.

***

İsviçreli ünlü yazar Friedrich Durenmatt'ın "Şüphe" adlı kitabında ilginç bir cümle vardır.

İsviçre'de geçen romanın kahramanı, Fransa'ya kaçmak üzere olan dostuna, Paris'in güzel bir kent olduğunu anlatır ve "Bir İstanbul entellektüeli kadar olmasa bile Fransız aydını da kültürlüdür" der.

***

Avrupalı'nın Türkiye hakkındaki çelişik duyguları, aslında bizim içinde yaşadığımız ikilemden kaynaklanıyor.

Biz kendimizi hangi köke yaslayacağız?

Büyük bir birikime sahip, incelmiş ve hoşgörülü bir kültür toplumu mu olacağız yoksa batı medyalarının etkisi altında kafası çarpılmış, barbar, sert ve bol bol erkeklik hikayeleri anlatılan kan revan içinde bir toplum mu?

Daha doğrusu halen içimizde yaşamakta olan bu iki kesimden hangisi bizi temsil edecek?

Bir kültür kuşağını mı gerçek Türkiye yerine koyacağız, yoksa "ötekiler"i mi?

Günümüzün en yakıcı sorusu, Türkiye'yi hangi kesimin temsil ettiği.

Bu soruya vereceğimiz cevap, geleceğimizi belirleyecektir.