Avrupa'nın Türkiye İkilemi (1)

Yüzyıllardan beri, Avrupa ve Türkiye karşılıklı ilişkiye girmiş, savaşmış, geçici dostluklar kurmuş ama hep birbiriyle ilgili olmuştur.

Türkiye'de Avrupa'nın, Avrupa'da da Türkiye'nin tartışılmadığı bir dönem olmamıştır diyebiliriz.

Bazı kaynaklar, Avrupa denilen kavramın bile, Türkiye'den kaynaklandığını öne sürer.

Bağımsız beylikler ve senyörlüklerin, ortak düşmanları Türkler'e karşı birleşmeleri ve Haçlı seferleri düzenlemeleri, Avrupa denilen birliğin temellerini atmıştır.

Bugün de karşılıklı ilgi devam ediyor. Avrupa'nın bizimle ilgili olumsuz eleştirilerine bakarak, aramızda büyük bir düşmanlık olduğu sonucuna varıyoruz. Bu da ulus olarak bizi kızdırıyor.

Bütün Avrupalılar'ın Türkler'i aşağıladığı ve hor gördüğü, bizi tanımadığı sonucunu çıkarıyoruz.

Oysa durum pek öyle değil.

Türkiye Avrupa'yı hem kızdırmış, hem de kendine çekmiş, hayranlık uyandırmış bir ülke.

Bu yüzden aklı başında her Avrupalı'nın Türkiye ile ilgili duyguları çelişik özellikler gösterir.

Osmanlı ordularının Viyana önlerinde boy göstermesiyle Osmanlı modası, yaşam biçimi ve askeri müziği Avrupa'da etkisini göstermiş ve bir dönemde Avrupa sahneleri Osmanlı hanedan hikayelerini konu alan operalarla dolmuştur.

***

Bana bunları hatırlatan, dostum Yağmur Atsız'ın Nokta dergisinde yayınlanan "Kin ve Saygı" adlı yazısı oldu.

Yazıda Voltaire'in Türkiye konusundaki çelişik duyguları ele alınıyor.

1768'de başlayan Rus-Türk Savaşları sırasında Voltaire, Rus Çariçesi Katerina ile mektuplaşmaktadır.

Yazıda belirtildiğine göre:

"Rus birlikleri Osmanlılar'ı yendikçe, Voltaire'in bir masaya çıkıp göbek atmadığı kalıyordu. 30 Ekim 1769 tarihli mektubunda şu satırlar yer alıyordu: "Empenyal Majesteleri, Türkler'i öldürmekle bendenizi hayata avdet ettirmektesiniz!" Voltaire'in kanısınca "sanatın düşmanı" olan Türkler'i tepelemek bir "kültürel eylem"de bulunmak demekti."

İşte böyle.

Tarihin tanıdığı büyük düşünürlerden biri olarak selamladığımız koca Voltaire, yüreğinin derinliklerindeki Hristiyan kinine yenilerek Türk öldürmeyi kutsayacak kadar küçülüyor.

Ne var ki, büyük bir düşünür oluşunun akılcı yanı ağır bastığında Türk'ün hakkını Türk'e teslim etmekte duraksamıyor.

Böylece de bize, yazının başında andığımız Avrupalı ikilemini gösteriyor.

Hayranlık ve nefret, takdir ve düşmanlık içiçe, yanyana...

Başedilemeyen ama saygı duyulan bir düşman konusundaki ikilem bu.

Tortularını bugün bile çeşitli Avrupa kuruluşlarında görmek mümkün.

(Devamı yarın)