Salı akşamı Strasburg’taki görkemli Rohan Sarayı’nda hepimizin göğsünü kabartan bir tören vardı. Avrupa Konseyi Müzecilik Ödülü, Edirne’deki Sultan 2. Bayezid Sağlık Müzesi’ne verildi. Bu çok prestijli ödül her yıl, benim de üyesi bulunduğum Kültür, Eğitim Bilim Komisyonu tarafından saptanıyor. Joan Miro’nun bir yapıtı olan ödül, Trakya Üniversitesi Rektörü Osman İnci tarafından alındı. Bu konuda 1973’ten beri gayret gösteren, müzenin kurucusu, saygıdeğer bilim adamı Ratip Kazancıgil ve onunla birlikte Edirne’den gelen heyet, ödülü gözleri mutluluktan parlayarak kabul ettiler. Rohan Sarayı’nın şık salonlarında hep Türkiye konuşuldu. Strasburg Belediye Başkanı’nın esprili konuşması ve Avrupa Konseyi Parlamento Başkanı Peter Schider’in zekâ kıvılcımları taşıyan üslubu, müze dolayısıyla Doğu-Batı ilişkilerine, daha doğrusu Batı Avrupa ve Türkiye arasındaki ilişkilere göndermelerle doluydu. 1484’te Fatih Sultan Mehmet’in oğlu II. Bayezid’in başlatıp, dört yıl gibi kısa bir sürede tamamladığı külliyede, hastaları müzik, su sesi ve güzel kokularla tedavi eden bir “şifahane” bulunuyor. Batılı konuşmacıların belirttiği gibi bu yöntem, o çağlar için çok büyük bir yenilik ve insani bir boyut. Çünkü aynı dönemde Avrupa’da psikolojik hastalığı bulunanları, soğuk ve sıcak su şoklarıyla, binbir acı ve eziyetle tedavi etmeye çalışıyorlar. Edirne şifahanesinde her makamın değişik bir hastalığa iyi geldiğine inanılıyor. Mesela Rast makamı havale ve felç illetine, Hicaz makamı idrar zorluğuna ve iktidarsızlığa, Buselik makamı kulunç ve bel ağrılarına, Neva makamı kadın hastalıklarına iyi geliyor. Ama bizim şu sıralardaki derdimiz Avrupa Birliği müzakereleri. Acaba hangi makam Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne sokabilir? Hangi makam ilişkilerimizi düzeltebilir? Bu sorunun cevabını bilmiyorum ama hangi makamla giremeyeceğimizi kesinlikle biliyorum: Uşşak makamıyla. Bu yüzden gelin aralık müzakerelerine kadar “Uşşak makamını” gündemden kaldıralım.