Beş gündür Avrupa’nın kalbinde, Strasbourg’taki Avrupa Konseyi binasında boğazımıza kadar Türkiye, Avrupa, Kıbrıs konularına gömüldük. Konseydeki çalışmalar sadece komisyon toplantılarıyla ve Parlamenter Meclisi’yle sınırlı değil. Akşam yemekleri, kahve molaları ve kişisel dostluklar da etkili oluyor. Bu yoğun çalışma ve görüşmelerden edindiğim izlenimi aktarıyorum sizlere: Avrupa Birliği’nde işimiz zor. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın konuşması da işimizin zor olduğunun en üst düzeyde kabul edilmiş olması anlamına geliyor. Bu köşenin okurları, yıllardan beri bu tahminde bulunduğumu, 2004 Avrupa Parlamentosu seçimlerinden önce havanın çok sertleşeceği görüşünü savunduğumu bilirler. Bu bir kehanet değil, gerçekçi bir tahmin olarak algılanmalı. Şimdi yorumu bırakıp bazı somut haberler verelim size: “Zana Davası” olarak bilinen dava Türkiye’nin AB üyeliğine en büyük darbeyi indirmiş durumda. Bu dava yüzüden denetimden çıkamadık. Yani bütünlemeye kalmış durumdayız. Geçen pazar günü Strasbourg’ta yaptığımız toplantıda, infaz yasasında yapılacak değişiklikle Zana ve arkadaşlarının serbest bırakılacağı umuduna kapılmıştık. Ama bu suya düştü. Şimdi buna bir de DEHAP davası eklenirse, Türkiye, AB’yi rafa kaldırabilir. AB’yi istemeyen güçlerin, DEHAP’ı da kapattıracağı yorumları yapılıyor buralarda. Dün Avrupa Konseyi’nde konuşma yapan Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende, özel bir sohbet sırasında Zana davasını “yol kazası” olarak niteliyordu. AB yöneticilerinin, Zana davasından sonra DEHAP yol kazasına tahammülleri yok. Hollanda Başbakanı da kimmiş demeyin. Türkiye’nin müzakere talebinin görüşüleceği Aralık 2004’te dönem başkanı. Biraz da Kıbrıs’tan söz edelim. Avrupa Konseyi perşembe günü Kıbrıs acil oturumu yaptı. Bu konuda siyasi komisyonda yapılan görüşmeler, Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı lehinde sonuçlandı diyebiliriz. Rum tarafının değişiklik önergelerinin tümü reddedildi ve bunun üzerine Rumlar neredeyse ağlamaklı oldular. Özetle şunu söyleyebiliriz ki; Türkiye’de AB karşıtı cephe Zana davasıyla önemli bir mevzi kazandı. Eğer bunu DEHAP davasıyla güçlendirirlerse AB’yi unutabiliriz. Ama durum böyle bile olsa, içerideki demokratikleşme çabalarını sürdürmemiz gerekiyor. Sonunda reform sürecini, AB istediği için değil, kendimiz için istediğimizi anlamak zorundayız. Türkiye’nin demokratikleşmesi, AB’nin değil, öncelikle bizim mücadelemizdir. Yıllarını bu mücadeleye vermiş olan insanlar, şu ya da bu gerekçeyle demokratikleşme adımlarından vazgeçmemeli. Son söz: Keşke Avrupa Konseyi toplantısından daha olumlu bir sonuç alarak dönebilseydik. Ama buradaki milletvekillerinin iyi niyetli çabalarına rağmen Türkiye elimizi bağladı. Leyla Zana ve arkadaşlan bu infaz yasasıyla bile 2005 Mart’ında serbest kalıyor ama Türkiye zaten on yıl hapis yatmış insanlan on bir yıl yatırma inadıyla bir gelecek kaybediyor.