Bugünlerde bir Türk olarak Fransa’da bulunmak, Fransız gazetelerini okumak, Fransız televizyonlarındaki tartışmaları izlemek hiç de kolay değil. Çünkü aydınlar arası tartışmalarda bize karşı çok ön yargılı ve abartılı ifadelere rastlanabiliyor. Biz bu entelektüel tartışmaya hazırlıksız girdik; hatta bir iki temas noktası hariç hiç girmedik denilebilir. Bütün gücümüzü politik alanda yoğunlaştırdık. Çünkü Türkiye açısından kültür adamı, yazar, filozof önem taşımaz; sadece karar mekanizması önemlidir. Oysa Batı uygarlığı yüzyıllardır entelektüel dünya ile politikanın karşılıklı alışverişine alışıktır. Bazen bir tek “itibarlı aydın”, bütün politikalan etkileyebilir. Bunları göz önünde tutarak bu köşede 4 Nisan tarihinde bir yazı yazmış ve Fransız aydınlarıyla ilişkiye geçilmesini önermiştik. Yazı şöyle başlıyordu: “Biz pek alışık değiliz ama Avrupa ülkelerinde düşünürler ve yazarlar çok ciddiye alınır ve toplumlar biraz da bu aydınların katkılarıyla yönetilir. Bakıyoruz; Türkiye’nin kader yılı dediğimiz 2004’te Batı ülkelerinde konuyla ilgili pek çok kitap ve makale yayınlanıyor. Kimi Türkiye’nin lehinde, kimi aleyhinde olan bu çalışmalar toplumları etkiliyor. Aralık ayında alınacak kararı da etkileyeceğinden hiç kuşkum yok.” Daha sonra Fransa’da havayı değiştirebilecek önemli bir makaleye dikkat çekmiştim: “Fransız Akademisi üyesi Georges Duhamel 1954 yılında Türkiye’yi ziyaret etmiş ve bu konuda iki makale yazmış. 31 Mart 1954 tarihini taşıyan makalenin başlığı; ‘Doğu-Batı Düğümü’. Fransa’nın unutulmaz şahsiyetleri arasında yer alan Duhamel, bu makalesinde Türkiye’yi yere göğe koyamıyor. Diyor ki: İşte kalabalık kuvvetli, sıhhatli bir millet, tarihin bütün ulusları gibi felakete uğramış ama azimle geleceğe yönelmiş bir millet. Bir dahinin yönetimi altında bu millet, eşsiz denilebilecek bir devrim yapmış.” Duhamel birkaç satır sonra da şöyle yazıyor: “Vaktiyle bizlere tıp, cebir, geometri, kimya, şiir alanlarında nice şeyler öğretmiş olan bu millet, kendini makineye, tekniğe, sürekli bilimsel buluşlara vermiş olan bir dünyada, şanlı tecrübelerine nasıl devam edecektir? Tam bir güvenle onu iş başında görmeyi bekliyoruz. TÜRKLER BİZİM İÇİN BATILI MİLLETLERİN EN DOĞULUSUDUR.” Eğer Türkiye, Georges Duhamel’in bu makalesini kullansaydı, mesela Le Monde, Liberation gibi gazetelerde yayınlatabilseydi bütün Fransız aydınlarını etkileyebilirdi. Bunu çok iyi biliyorum; çünkü yurt dışı platformlarda birçok kez bu makaleden parçalar okudum ve yarattığı büyük etkiye tanık oldum. Bence hâlâ geç değil; Fransa’daki Türkiye tartışmalarına Fransız entelektüelleri düzeyinde katılmalıyız.
