UNANİSTAN Dışişleri Bakanı Pangalos Amerika'da demiş ki: "Aynı Osmanlı'daki gibi Türkiye'yi halktan kopuk bir avuç kişi yönetiyor... Türkiye'yi krizin eşiğine getirdiler."

Şimdi eğri oturup, doğru konuşalım.

Sizce Pangalos'un sözleri yanlış mı?

Aynen Osmanlı dönemindeki gibi siyasi iktidar için herkes birbirini paralayıp durmuyor mu?

İşler öylesine çığırından çıktı ki artık seçim sonuçları bile doğru dürüst çözümlenemiyor.

Bir tek kişi çıkıp da mertçe, "Evet! Biz başarılı değiliz ve bunun nedenlerini araştıracağız" diyemiyor.

ANAP, kazanılan belediye başkanlıkları açısından birinci parti olduğunu öne sürüyor.

DYP yenilgiyi medyaya bağlıyor.

DSP, "Biz zaten yerel seçimlerde iyi sonuç almayız!" bahanesine sarılıyor. Kimse de "Madem öyle niye daha önceki yerel seçimlere ölümüne asılıp sol oyları bölerek, Refah'a hediye ettiniz?" sorusunu sormuyor.

CHP, zaten dibe vurmuş yüzde 7'yi, 6'ya indirmeyi önemsemiyor. Sıfıra kadar yolu var.

"Arkadaşlar. Ortada bir gerçek var ki Refah Partisi her geçen gün oylarını katlıyor. Türkiye radikalleşiyor. Acaba nerede hata yapıyoruz?" sorusunu soran, biraz sorumluluk ve vicdan azabı duyan yok.

Profesyonel kumarbaz gibiler.

Saray entrikaları içinde boğulup gidiyorlar.

Artık Türkiye Ankara'dan hiçbir şey beklemiyor ve "Kendi muhtac-ı himmet bir dede - Nerde kaldı ki gayrıya yardım ede" diyerek yaşayıp gidiyor.

BİR DE BİZANS VAR

Pangalos, Türkiye'yi yönetenleri Osmanlı'ya benzetmekte haklı ama unuttuğu şey, bu geleneğin Bizans'tan alındığı.

Bizanslılar da birbirlerine düştükleri için yenilip, tarihten silindiler.

Osmanlı, bu topraklarda değişik siyasi kişiliklerin bir arada ve barış içinde yaşayamayacağını bildiği için, ülkeyi kurtarmak adına, başa geçen dışındaki herkesi idam ettiriyordu.

Bugünkü politik arenaya bakınca, belki de haklıydılar diye düşünmeye başladım.

İktidarda hak iddia edebilecek herkesi öteki dünyaya göndermek, belki de imparatorluğun o kadar uzun yaşamasını sağladı.

Şimdi bu anlı şanlı geleneğimize geri dönebilir ve hükümeti kurup

başa geçenler dışındaki bütün liderleri cellada verebiliriz.

Üç beş kişi olur ama memleketin yüksek menfaatleri kurtulur.

(Aman bu şakayı ciddiye falan almaya kalkmayın! Ne olur ne olmaz. Burası Türkiye!)

ANLAYANA...

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az demişler.

Son yıllarda yazarak çizerek uyarı yapanlara bakıyorum da bizim memlekette havan topu bile işe yaramazmış gibi geliyor.

Yıllardan beri Refah'ın tek rejim alternatifi olmaya başladığı, sol partilerin sol olmaktan çıkmaları dolayısıyla temel misyonlarını Refah'a kaptırdıkları ve Refah'ın sivil harekete dönüşmekte olduğu binlerce kere yazılıp çizildi.

Demek ki bizim politikacılarımız Türkiye'yi hiç istemediğimiz bir noktaya "Refah mı, Ordu mu?" ikilemine götürmeden rahatlamayacaklar.

Siz bakmayın gazeteleri ve televizyon ekranlarını dolduran binlerce politik konuşmaya ve laf salatasına. İşin belkemiği budur.

Türkiye, toplumda gittikçe güçlenen Refah ile iktidarı ona teslim etmek istemeyen "zinde güçler" arasındaki bir kapışmaya doğru gidiyor.

Çünkü ne yazık ki Karadenizli arkadaşın dediği gibi Ankara'da "Güzellik geçici ve aptallık kalıcı!"