Televizyonun başarılı programında Süleyman Demirel ilginç bir kişilik sergiledi. Daha önceleri Türkiye’de siyaset adamının ağırbaşlı, ketum, ağzından dirhemle laf çıkan, esrarengiz ve mağrur birisi olması yeğ tutulurdu. Devlet ricali sıradan yurttaşa benzememeli, acıkmayan, susamayan, başı ağrımayan, cinsiyetsiz soyut bir kurum gibi olmalıydı. Görülüyor ki bu anlayış kökten değişmiş. Artık devlet adamı da, kamuoyunun önündeki her figür gibi açık, samimi, şeffaf, güleryüzlü ve sempatik olmak zorunda. Demirel bunun en başarılı örneklerinden birini verdi. Asıl ilginç olan ise, bütün bu yumuşaklık ve içtenliğin yanı sıra, programın yürütülmesine kararlı ve iradeli bir biçimde el koymasıydı. Görüşmenin başından sonuna kadar sergilediği bu tutumu bir final konuşması ile noktaladı ve programı uğur Dündar değil, Demirel bitirmiş oldu. Bu köşede kaç kez yazdığımı hatırlamıyorum: Sembollere dayalı bir kültürümüz var. Öyle yoğun bir gelenek ki bu, semboller bütün düşünce, kavram ve teorilerden daha önemli. Süleyman Demirel, halkın kendisine taktığı “Baba” adından çok etkilenmiş. Demirel imajını, “Baba” sembolü devam ettiriyor. Milletin babası rolünde, bir koruyuculuk ve otorite sezilmekte. Bizim “ana” olarak algıladığımız yurt kavramına, Almanlar “baba“ der. Biz de “Anavatan“ denen şey, onlar da “Faterland“, yani “baba vatan)“ dır. Türkiye’de kamuoyunun çok önüne çıkmış kişilere birer ad verilir. Bu adlar belki de karmaşık toplum olayları içinde o kişinin en çok belirtilmesi gereken yönünü vurgularlar. Mustafa Kemal’e, yasayla “Atatürk“ adı verilmiştir. Ama o dönemde halk “Gazi“ demeyi yeğlemiştir. Çünkü “Atatürk“ ün, Türklerin babası gibi soyut bir kavram olmasına karşı Gazi, Mustafa Kemal’i ve Kurtuluş Savaşını vurgulamaktadır. İsmet İnönü‘ye yıllarca “Milli Şef“ denilmiştir. Ama zaman içinde İnönü adı baskın çıkmış ve “Milli Şefi, tek parti döneminin anılarıyla birlikte müzeye kaldırılmıştır. Adnan Menderes için kullanılan “Beyefendi“ sıfatı, daha sonra Süleyman Demirel’e miras kalmıştır. Bülent Ecevit‘in unutulmaz adı “ Karaoğlan“ dır. Halkın Ecevit‘ten beklediği serden geçti, zulme karşı dövüşen halk kahramanı motifi bugünlerde pek kullanılmıyor. Yalnız siyasiler değil, sanatçılar ve sporcular da çeşitli isimlerle anılmışlardır. Bugün Sultan denilince hemen Türkan Şoray akla gelir. Sultan benzetmesine, Türkan Şoray’ın Ortadoğu kadınının temel karakteristiğini vurgulayan görünüşünün ve herkese “bacı“ duygusu veren davranışının büyük etkisi vardır. Metin Oktay “kral“ dır. Yılmaz Güney “Çirkin Kral.“ Ajda Pekkan, Türk halkının batıya açılan penceresi olarak, bir yabancı sıfatla anılır: “Süperstar“ daha sonra gelsin Şeytanlar, Serçeler, Bambiler, Nazo Gelinler, Taş bebekler… Hepsi içinde yaşadığımız semboller toplumunun yıldızları işte… Bir Baba bekleyen halkın düşleri…
