Kafamda günlerdir biriken yazı konuları var.
Bunlardan birini yazmak için oturuyorum bilgisayarın başına ama olmuyor. Elim bir türlü varmıyor tuşlara.
Bingöl yolunda bir çukurda kurşunlanan gencecik erlerin çığlıkları yankılanıyor kulaklarımda.
Çatlamış Güneydoğu toprağını sulayan masum kanıyla kaplanıyor ekran.
Ve gündemi bu belirliyor.
***
Son cinayetler, bizi politikanın o uzlaşmaz ikilemiyle başbaşa bıraktı gene.
Uzun vadeli planlarla, acil olarak alınması gereken önlemler arasındaki çelişki ne ilk ne de son.
Dünyadaki her gelişme, bu ikilemi gündeme getiriyor.
Acil olarak kan dökülmesini önlemek gerekiyor. Bu da işin gündelik kararlarla yürütülmesi demek.
Bir yandan da sivrisinekleri yakalamak yerine bataklığı kurutma planları yapılıyor.
Güneydoğu'nun kalkındırılması, ekonomik ve sosyal gelişmeler, Kürt kimliğinin tanınacağı ve bu insanların teröre ihtiyaç duymadan haklarını savunabileceği bir model yaratma çabaları... Bunların hepsi de yıllara dayanıyor.
Uzun vadeli, serinkanlı planlamalar, finansman sorunları, yasal düzenlemeler gerektiren işler.
Bir yandan da sabrı taşmış olan halk, acele bir sonuç istiyor.
Evlatlarını yitiren aileler, yüreklerine düşen kor ateşin yangınıyla, hükümeti suçluyorlar.
***
Unutmayalım ki bundan on yıl önce de aynı ikilem vardı.
Hemen sonuç almak isteyen şahinlerin baskıları üstün geldiği ve uzun dönemli stratejiler ihmal edildiği için bugün bu bedeli ödüyoruz.
Kısacası çocuklar, babaların günahını ödüyor.
Sorumluluk, bu ülkeyi yıllarca idare etmiş olan başbakanların, bakanların, valilerin, genel kurmay başkanlarının, MIT müsteşarlarının omuzlarındadır.
Onların uzun vadeli düşünememeleri, perspektiv yoksunu olmaları yüzünden Güneydoğu'da hala insanlar ölüyor, hala acı çekiliyor.
***
Şöyle bir kaç isim sayalım:
Ferit Melen, Nihat Erim, Kenan Evren, Bülent Ulusu, Memduh Tağmaç, Naim Talu, Faruk Sükan, Semih Sancar, Faruk Gürler, Faik Türün...
Bunlardan hangisi sosyoloji biliyor-du dersiniz?
Kaçı bir felsefe kitabını rahatlıkla okuyabilecek birikimdaydı?
Kaçı toplumbilimle politikanın buluştuğu uç noktalardaki sentezleri kestirebilecek çaptaydı.
Hiç biri değil mi!
Peki, bu kişilerin hangisi, konuları bilen uzmanlara, bilim adamlarına, düşünürlere danıştı?
Hiç biri!
Hepsi de bir üst kata geçmeyi başarmanın sarhoşluğuyla siyah arabalarda dolaştılar ve bu arada birbirleriyle tığraşmayı ihmal etmediler.
