Hiçbir gruba, ideolojiye, partiye, kuruma ya da kişiye körü körüne ve sonuna kadar “taraftar” olamadığım için, başkalarının da böyle davranmasını bekliyorum. Bana işin normali buymuş gibi geliyor. Ama bir de bakıyorum ki pek az kişi dışında, herkes canını bir cemaate atmak, kafasını bir yere kiraya vermek derdinde. “Benim yerime onlar düşünsün!” demektir bu. Ve insan onuruna yakışmaz. Bence insanoğlu, hiçbir gruba körü körüne bağlanmadan her şeyi kendi aklının süzgecinden geçirmeli, işin eğrisini doğrusunu hesaplamalı. Zaten entelektüelin tarifi bence budur. Entelektüel, önüne çıkan her şeyi ama her şeyi, hiçbir tabuya takılmaksızın kendi akıl süzgecinden ve bilgi birikiminden geçiren kişinin tanımıdır. Entel ise tam tersine, kendisini bir takım barlara, kulüplere, düşünce gruplarına teslim ederek rahatlar, taraftar kazanır. Bunlar küçük bir çevre olsalar bile meyhanelerde birbirlerini pohpohlayarak, rahatlama oyunu oynarlar.
Fanatik gruplar en çok “bağımsız kafalar”dan nefret eder. Çünkü, karşıt görüşte bile olsa, grup mensubu kişinin bir tarifi vardır. Hedef farklıdır ama kullanılan yöntemler rakipleri birbirine benzetir.Bağımsız kafaya ise kimse güvenmez, çünkü ne yapacağı belli olmaz.
Bağımsız kafa yalnızlık getirir. Kaçınılmaz bir sonuçtur bu. “Sürüden ayrılanı kurt kapar!” sözü bunun için söylenmiştir.
Bağımsız olmak bir de yanlış anlaşılma tehlikesi içerir. Herkesi kendileri gibi bildikleri için “Bu kimin adamı?” diye sorarlar ve size şu ya da bu grubu yakıştırırlar. Kaçınılmaz yargı şudur: “Madem bizden değil, o zaman karşıt grubun adamı!”
Kısacası “bağımsız kafa” olmak zordur. Çünkü, insan toplumları vücudunu kiraya vereni aşağılar ama kafasını kiraya vereni yüceltir.
