Bugün 30 Ağustos…Büyük Taarruz’un yıl dönümü . Sıkıcı stadyum törenlerini ve resmi geçitleri bir yana bırakarak düşünürseniz 30 Ağustos, bir halkın verdiği onurlu kurtuluş mücadelesinin taçlanması anlamına geliyor. Bağımsızlık azmi ve onurlu bir ulus olarak yaşama kararlılığı 30 Ağustos ruhuyla pekişiyor.

Tam bu günlerde Türkiye yeni bağımsızlık jestleri yapmaya hazırlanmakta. Batı ülkelerine vize koyuyoruz. Ve bunu yeni bir Ağustos gibi algılamaya çalışıyor, kararı alanlara övgüler düzüyoruz. Bana kalırsa vize kararının 30 Ağustos ruhuyla hiçbir ilgisi yok. Çünkü vize sadece bir gösterge. Temel sorunu çözemedikçe, vizeyi ister koy ister kaldır fark etmiyor. Batı ülkelerinin Türklere vize koyması çok eskiye dayanan ve geleneksel Türk düşmanlığından kaynaklanan bir önlem değil. Vizenin basit bir nedeni var: Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olan milyonlarca kişi batı ülkelerine göç etmek ve orada çalışmak istiyor. Batı ekonomileri de kendi dengelerini koruyabilmek ve milyonlara varan göçü durdurmak için vize uyguluyorlar. Kısacası Türkiyeli turistlerin ülkelerine gelmelerine bir itirazları yok. Sadece yeni işçi istemiyorlar. Bizde ise durum tam tersi. Batı ülkelerinden Türkiye’ye gelip çalışmak isteyen milyonlar yok. Sadece turistler ve iş adamları geliyor. Biz de zaten bunların gelmesini istiyoruz. Davet ediyoruz. Batılı turisti çekebilmek için milyonlarca dolarlık reklamlar yapıyoruz. Sonra çağırdığımız insanlara havaalanında iki dakikalık bir vize formalitesi uygulayarak onurumuzu kurtarmaya çalışıyoruz. Amaç, içerde biraz daha böbürlenmek ve birbirimizi batının ağzının payını verdiğimize inandırmak….

Hiçbir vize, Türkiye’den milyonlarca insanın batı ülkelerine göçmek istediği gerçeğini değiştirmiyor. Esas sorun bu. Devlet olarak insanlarımızı, ülkesini terk edip, yabancı diyarlarda ekmek aramak zorunluluğundan kurtarabiliyor musunuz? İşte kahramanlık da budur, milliyetçilik de! Devlet olarak, insan haklarına saygı gösterilen ve demokrasinin işlediği bir rejim yaratabiliyor musunuz? Ancak o zaman Amerika’nın yardım koşullarını elinizin tersiyle iter, hatta suratına çarpabilirsiniz. Şimdi yapılan ise 36 milyon dolar gibi zaten verilmeyeceği açıklanmış olan komik bir parayı reddeder görünmek, vize-mize oyalamacasına sığınmak ve anti-demokratik uygulamaları içine sindiren bir yönetimin bu manevralarına ikinci Kurtuluş Savaşı süsü vermek. Buna da peki diyelim, sesimiz çıkmasın ama ne olur kendinizi Büyük Taaruz’un bağımsızlık savaşçılarıyla kıyaslamayın. Kahramanların ruhlarına saygısızlık oluyor.