Değişik kamplara bölünüp ölesiye dövüşme hastalığımız bizi birtakım semboller aramaya itmiş. Her grup kendisini, öne çıkmış bir kişilikle özdeş kılıp, onun adıyla anılır olmuş. Bu yüzden sanatçılarımızın çoğunu sanatçı olarak değil, militan grupların flamaları gibi algılama yanlışına düşüyoruz. Şimdi bazı isimler sayalım: Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu, Yunus Emre, Mevlana, Mehmet Akif, Tevfik Fikret, Peyami Safa, Necip Fazıl… Sağlıklı bir gözle değerlendirdiğiniz zaman bunların hepsi de Türkiye kültürünün ürünü olan şairlerdir. Değişik kökenleri ve siyasi eğilimleri olması doğaldır ve hepsini bağrımıza basmamız gerekir. Ne var ki kimse şairlere bu gözle bakmıyor. Kısır düşünceler her şairin üzerine bir damga vuruyor ve Pir Sultan Abdal’ı Alevi militanı, Dadaloğlu’nu isyancı olarak niteleyip Yunus Emre’yi tekkelere, Mehmet Akif’i gericilik akımlarına ve Mustafa Kemal düşmanlığına, Tevfik Fikret’i alafrangalığa ve gavurluğa, Namık Kemal’i Abdülhamid nefretine, Nazım Hikmet’i vatan hainliğine, Peyami Safa ve Necip Fazıl’ı sağ militanlığa kilitlemek istiyor. Oysa siyasi eğilimleri ne olursa olsun bu isimlerin hepsi dilimizin ve kültürümüzün yaratıcı insanlarıdır ve geniş bir perspektiften değerlendirilmeleri gerekir. Birkaç kez verdiğim bir örneği yineleyeyim: Büyük romancı Balzac, siyasal bakımdan geleceği göremeyen ve kralcılıkta direnen bir insandı ama bu onu Fransız dilinin en büyük yaratıcısı olmaktan alıkoymadı. Bütün Fransa da onu böyle değerlendirdi. Bugün Balzac dediğiniz zaman kimsenin aklına “bir royalist” gelmez. Bizde ise ölümünün üzerinden dört yüzyıl geçmiş bir şair için otele kapatılan insan yakılıyor.

30 Ağustos tarihli Sabah’ın birinci sayfasında Nazım Hikmet’in Kurtuluş Savaşı Destanı’nın yayınlanması önemli bir olaydır. İşin hoş yanı bu şiirin Kültür Bakanlığı, yani devlet tarafından yayınlanmış oluşu. Türkiye’ye en başarılı Kültür Bakanlığı dönemini hediye eden Fikri Sağlar’ın önemli bir katkısı bu. Büyük tirajlı bir gazetenin birinci sayfasında ilk kez, Nazım Hikmet şiiri yayınlanıyor ve gazeteye gün boyu tebrik telefonları yağıyor. İşte bu çok sevindirici.

Aslında halk tabulardan, yasaklardan, önyargılardan, kurtulmaya istekli ama bir türlü rahat bırakılmıyor ki. Siyaset odakları durmadan nefret üretiyor, düşmanlık kamçılıyor ve halkı bölmek için elinden geleni ardına koymuyor. Böylece 2000’e 5 kala, geçmişin hayaletleriyle boğuşan ve birbirini yiyen bir toplum haline geliyoruz.