Star 1 televizyonu gerçekten ya
rarlı bir iş yaptı ve Fellini ustanın A-
marcord adlı başyapıtını ekranlara
getirdi.
Şunu belirteyim ki Fellini'nin her
yapıtını sevmem. Bazıları çok zorlama
ve teatral gelir bana.
Ne var ki Amarcord gerçek bir
başyapıttır. 21'inci yüzyıla devre-
deceğimiz kültür anıtlarından bi-
risidir bu film.
Bir kasabada yaşayan insancıkların
düşleri, acıları, kıskançlıkları, kısacası
bütün insan zaafları, incecik ve hüzün
tülüne bürünmüş bir alaycılıkla işlen-
miştir.
En büyük sanat eserlerinde ol-
duğu gibi bu film de bir gözüyle
ağlarken bir gözüyle güler.
Salı akşamı Amarcord'u belki de
altıncı kez izlemek üzere televizyonu
açtım.
Her şey iyi başladı.
Aradaki reklam kesintileri bile o ka-
dar fazla çıldırtmadı beni.
Kötü de olsa katlanıyoruz bunlara.
Çünkü dünyadaki bütün özel ve hat-
ta bazan milli televizyonlar bu tekniği
uyguluyor ve filmin parasını çıkarıyor-
lar. Yabancı filmlere ödedikleri avuç
dolusu parayı, bir yerden çıkaracak-
lar.
Yalnız bir kesinti vardı ki filmin canı-
na okudu.
Kasabadaki gariban insanlar, Ame-
rika dan gelip açık denizden geçecek
bir büyük transatlantiği görmek için
kayıklara, sallara dolar açılırlar. A-
maçları, kendi hayallerinin simgesi o-
lan o rüya gemiyi görmektir.
Geceyarılarına kadar beklerler.
Sonra gemi görünür. Hepsi birden,
süzülüp giden o ışıltıya bakarlar. Ge-
mi, kısılıp kaldıkları kasabada, göre-
medikleri uzak ülkelerin, başka hayat-
ların, kısacası "dışarı"nın simgesidir.
Geminin geçip gidişi filmin en güzel
sahnesini oluşturur. Bir dakika bile
sürmeyen hayal yok olur ve çevrede
gene karanlık sular kahr. Kimse o ka-
sabadan kaçamayacaktır. Oraya yaz-
gılıdır hepsi.
Bu güzelim duyguyu Fellini'den yıl-
larca önce şiire döken Orhan Veli
şöyle der:
"Bakakalırım giden geminin
ardından
Serde erkeklik var ağlaya-
mam"
İşte tam bu duygu yoğunluğu sıra-
sında cart diye düğmeye basıp deter-
jan reklamlarını soktular.
Kimbilir Fellini, gemi kaybol-
duktan sonraki hüzünlü sessizli-
ği kurmak için kaç gece düşün-
dü?
O buruk sahne onu nasıl keyiflen-
dirdi, nasıl yaratıcılığını okşadı?
Ama bütün bunlar işe yarama-
dı ve sahnenin bittiğini sanan,
taverna-arabesk eğitimli bir ar-
kadaş bastırdı reklamları.
Böylece de Türk izleyicisi, kayıp gi-
den geminin arkasında kalan köpük-
ler yerine deterjan köpüklerini seyret-
mek zorunda kaldı.
Ne diyeyim?
Sonunda galiba, serde erkeklik
olsa bile ağlatacaklar bizi.
