Niye yeni yılı kutluyoruz?

Çünkü ihtiyacımız var. Geçip giden za-
mana kilometre taşları koymak için,
yapay bölünmeler uydurmuşuz. Sani-
yeden yüzyıla giden zaman ölçüleri içinde
rahat ediyor, ömrümüzün sınırlarını kavrı-
yoruz.
Yoksa 31 Aralık tarihinin hiç bir önemi
yok.
Neden 31 rakamı, neden Aralık diye bir
kavram?
1992 sayısını, Hz. İsa'nın doğumundan i-
tibaren geçen süre diye algılamış batılılar.
Biz de Hristiyan uygarlığı içinde olmama-
mıza rağmen bunu benimsemişiz.
Dünyadaki bütün inanç ve kültürler
ayrı takvimler yapıyorlar kendilerine.

***

Türkler İstanbul'u bir salı günü fethetmiş.
Türk toplarının dövdüğü surlar içindeki
Bizans ahalisi bu günü uğursuz saymış el-
bette.
"Salı sallanır!" demiş.
Biz de sonradan bunu benimsemişiz ve
yerşelik bir inancımız olmuş. "Salı sallanır."
Oysa o salı surlar Bizanslılar için sallanı-
yordu. Salı gününün Türkler için tam tersi-
ne uğurlu bir gün olması gerekirdi.

***

Böyle baktığımız zaman görüyoruz ki
uğurlu ve uğursuz günlerin, takvimle-
rin, yıl dönümlerinin hiç bir önemi yok.
Gene de kutluyoruz, yürekten katılıyoruz
bunlara.
Çünkü insanız.
Bütün canlılar ölümlüdür ama bu
canlıların içinde sadece insanoğlu ölü
münün bilincindedir.
Hayvanlar ölür ama ölümü bilmez.
Mutlaka öleceğini, ölüme yazgılı olduğunu
bilen tek yaratıktır insan.
Bu yüzden masallara, rüyalara, efsanelere
sığınır.
Bunların tümü "sanat" olur.
Ölümlü dünyayı daha güzel kılabilecek ve
yaşama dayanmayı sağlayacak tek araçtır sa-
nat.
Bunun için önemlidir, insanoğlu için vaz-
geçilmezdir.

***

İnsanoğlu umutsuz yaşayamaz.
Mutlak umutsuzluk diye bir kavram yoktur
kafamızda.
Geçen yılın bize neler getirdiğini biliriz.
Tahmin ederiz ki önümüzdeki yıl da
kazalar, grizu patlamaları, terörizm, ha-
yat pahalılığı olacaktır gündemimizde.
Gene de yılbaşını kutlar, gelecek yıla
duyduğumuz umudu ve sevinci belirti-
riz.
Çünkü bütün dertlerin, belaların arasında
insanlar birbirine aşık olacak, dünyanın bü-
tün mutluluğunu sevgilinin dudak kıvrımında
titreşen gülücükte bulacak.
Çocuklar doğacak ve yeni doğmuş çocu-
ğunun başını okşayan babanın yüreği sızlaya-
cak şefkatten.
Tahliye olan mahkumlar, bir dost sofrasın-
da yudumladıkları buzlu rakıyla yıkayacak
zulüm günlerinin anısını.
Ameliyat masasından kalkan hastalar,
"Nekahat gibi tatlı bir şey"in, solgun toz
pembe evreninde saracaklar yaralarını.
Ve çocuk gözlerinde gülümseme olacak.
Namuslu, çalışkan emekçilerin eve ekmek
götürürken duydukları gurur gibi saf ve yalın
bir gülümseme...
Ve bizler her şeye rağmen "İyi ki hayat-
tayız" diyeceğiz.
Ve bir de diyeceğiz ki: "1993 yılı hepini-
ze mutluluk, sağlık ve sevgi getirsin."