Gazete yazısının belli bir ölçeği var, aşamazsınız. Böyle olunca anlatacaklarınızı bir çırpıda söylemek, fikirleri özetlemek zorunda kalıyorsunuz. Osmanlı’nın güzel tarifindeki gibi Ağyarını mani, efradını cami” öğüdünün ikinci bölümünü uygulamak zorlaşıyor.Önceki günkü yazımda “Yeni Türkiye”yi şaşkınlıkla seyrettiğimi söylemiştim. Dün de televizyon yarışmalarını yazdım. Aslında bunlarla ilgili bir örnek vermek istiyordum ama yerim kalmamıştı.”Atları da Vururlar!” filmini hatırlıyor musunuz? Belki kitabını da okumuş olanınız vardır aranızda. Hani genç ve yoksul bir çift para kazanmak için “En uzun süre dans etme” yarışmasına katılıyordu. Kitap ve film ilerledikçe, bu genç insanları acımasızca altına alan, ezen, parçalayan sisteme karşı nefret duyguları yükseliyordu insanlarda. Gençlerin dermanları tükeniyor, bacakları sızlıyor, ayaklan yara bere içinde kalıyordu ama günlerce birbirlerine dayanarak, bazen biri ötekini taşıyarak dayanmaya çalışıyorlardı.O günlerde, kitabı okuyan ya da sinemadan çıkan herkesin kalbi o gençlerle birlikteydi. Onları bu hale düşüren sistemden ve acımasızlıktan nefret ediyorlardı. Bugün büyük ölçüde durum değişti. Artık Türkiye’de insanların çoğu, zevkini, eğlencesini başka insanların felâketi üstüne kuruyor. Almanların “Schaudenfreude” dedikleri duygu. Yani başkasının felâketinden zevk almak. İşte eski günlerle, bugünler arasındaki en büyük fark bu.Geçen cumartesi dünyanın yüzlerce şehrinde büyük barış gösterileri yapıldı; Irak savaşı ve Bush bir kez daha lanetlendi! Öğrenciler, hapistekiler ve birkaç namuslu insan dışında Türkiye’den bir ses çıktığını göreniniz, duyanınız var mı? Halk nerede?Nazım Hikmet yıllar önce “Bakar kör ettiniz milletimi!” diye yazmıştı. Bir de bu günleri görseydi ne yazardı bilmiyorum.
