Okurlarım biliyor; yolum sık sık yurt dışına düşmekte. (Bu iş son zamanlarda o kadar çok arttı ki birçok geziyi kabul etmememe rağmen hayatım havaalanlarında ve otellerde geçiyor dense yeridir.) Neyse, bu da bir dönem. Umarım uzun sürmez. Benim bugün size anlatmak istediğim şey başka. İnsan yabancı bir ülkede, otelde kaldığı zaman ne yapar? Odada bulunduğu sürece televizyonu açar, kanaldan kanala geçer. Bir ülkede neler olup bittiğini anlamanın en iyi yoludur bu. Tabii ben de bu genel kuralın dışında değilim. Gittiğim her ülkenin televizyon kanallarında haberlere, eğlence programlarına falan bakıyorum. Bildiğiniz dillerde televizyon izlemek kolay; çat pat anladıklarınızda da öyle. Gözlemim şu: Yabancı televizyonlarda da bizdeki gibi “insanların hayatını gözleyen ya da onları yarıştıran” programlar var ama bu kadar yaygın değil ve bir toplumsal isteriye dönüşmemiş. Türkiye, her konu gibi bu işin de cılkını çıkardı. Bir ülkede ses yarışması da olur, evlenecek çiftler de izlenir ama bu iş hayatın bütününü kapsamaz ki! Mesela Fransa’da bütün televizyon kanallarının ve basının, bir ses yarışmasına katılmış gariban oğlanla yatıp kalkacağına inanabilir misiniz? Ya İngiltere’de? Yüksek bürokrat ya da üniversite hocası, Harrods’tan alışveriş yapan emekli banka müdürü karısı, çoluk çocuğuyla ekranın karşısına çivilenip ertesi gün de “Peter mi, Jack mi?” diye birbirinin boğazına sarılır mı? Orwell’in 1984’ünden ilham alan bu furyanın ilk programı “Big Brother ı birçok ülkede görmüştüm. Evet, tiryakileri vardı ama o bile böyle bir toplumsal isteri haline gelmemişti. O ülkelerin başbakanları bu konuda demeç verir mi diye sormuyorum bile. Çünkü böyle bir şey olamaz. Bu yazının sonunda “Ama orası Fransa, İngiltere; biz onlarla bir miyiz?” diyorsanız sözüm yok. Ben, Türkiye’yi böyle bir kadere layık görenlerden değilim. Ama kolay teselli bulmayın; bu iş Yunanistan’da böyle değil Güney Kıbrıs’ta da, hatta Arap ülkelerinde de. Made in Turkey!