Fikret Ünlü dostum bir dağ tutkunudur. Bu yüzden “Gel,” diyor “dünyanın en tehlikeli yolundan gidelim.” Antalya’dan Ermenek ve Karaman’a geçeceğiz. Toroslar’ı aşıp İç Anadolu’ya gitmek derdindeyiz. Diyor ki: “Dünyada böyle bir yol görmemişsindir. Mutlaka geçelim. “Peki” diyorum. Kaderimize razı oluyoruz ve Haluk arkadaşımızın kullandığı arabayla Alanya’yı geçip Toroslar’a doğru sapıyoruz. O tehlikeli yolun adı: Kuşyuvası. Ne mene bir yer olduğu adından belli. Biz oraya yaklaştıkça Fikret ballandıra ballandıra anlatıyor: “İki araba yan yana geçemez ama biz dağ tarafında olduğumuz için güvende sayılırız. Yol, yer yer çöküyor. Uçan bir arabayı kimse bulamaz; geçenlerde turistleri taşıyan bir minibüs uçuruma yuvarlandı ve cesetlere bir daha hiç ulaşılamadı. “Bu neşeli haberler arasında yola devam ediyor ve tırmanıyoruz. Toroslar’ın nefes kesici manzaraları başlıyor ama birazdan göreceklerimizin yanında bunlar hiç kalıyor gerçekten. Derken karşımıza Kuşyuvası çıkıyor. Binlerce metrelik uçurumun üstünde, vahşi dağa asılmış cılız bir balkon gibi duruyor yol. Arabadan inip yürümeye başlıyoruz. Yolun tam kenarına gelip de aşağı bakmaya imkân yok. Öylesine keskin. Sağ yanımızda metrelerce kar var, solumuz uçurum. Biraz güvenli gördüğümüz yerlerde aşağı bakıyoruz; dibi görünmeyen uçurumlar, ağaçlar, kayaların arasından fışkıran çavlanlar, mavinin ve yeşilin her tonunu okşayan derinlikler. Baş döndürücü bir güzellik. Toros zirvelerinden aşağı bakıyor; deniz seviyesine kadar inen uçurumun ve nefes kesici vadilerin ürpertici tadını alıyorsunuz. Bu ölçekte ne yerel seçim kalıyor, ne medya, ne dedikodu. Doğada bir kuş, bir sincap, bir tırtıl gibi olduğunuzu kavrıyorsunuz. Biraz ileride karların üstüne oturup karnımızı doyuruyoruz. Derken yoldan karayağız iki köylü çocuğu geçiyor. Fikret Ünlü, “Gel!” diye çağırıyor delikanlıları. Yediğimiz sandviçlerden uzatıyor; yere çömelip sessizce yiyorlar. Ne bir soru, ne bir teşekkür, ne de size zahmet oldu falan sözleri. Uçurum kadar doğallar onlar da! Sonra kalkıp uzaklaşıyoruz, gençler çömelmiş durumda başlarını eğmiş hâlâ yiyorlar. Görkemli Toros zirvelerinde yolumuza devam ediyoruz. Telefon çalışmaya başlayınca, Toroslar’ın ustasını, yani Yaşar Kemal’i arıyorum ve çevreyi anlatıyorum. Ama o zaten her gün görüyor bunları.