Seçim sonuçları ilginç gözlemlere ve analizlere yol açacak. Bunlar şöyle özetlenebilir: 1- Seçimin galibi Demirel, ANAP’ın kendisini kurtarmak için hazırladığı seçim sisteminden yararlandı. Yıllar önce Demirel’i “Barajlar Kralı” olarak tanıtmışlardı kamuoyuna. Pazar günü bu ünvanı gerçekten hak etti. 2- DSP, SHP’nin oylarını bölmekte başarılı oldu. Eğer bu seçimlere sosyal demokratlar bir bütün olarak girselerdi, baraj sisteminden de yararlanarak, 250 dolayında milletvekili çıkararak iktidar olacaklardı. 3-Bu rağmen, Türkiye’de toplam sol oylarda bir gerileme görülüyor. Bunu, dünyadaki gelişmelerden çok iç nedenlere bağlıyorum ben. Geçen ay yazdığım bir yazıda, Türkiye’de “köylülükten nefret” adını verdiğim bir rüzgar estiğini ve büyük kentlerden başlayan bu rüzgarın “kent değerleri”ni ön plana çıkardığını belirtmiştim. Bunun doğal sonucu olarak da, SHP’nin bir an önce “köylülük” damgasından sıyrılarak, kentli değerlere yönelmesi gerektiğini yazıyordum. SHP, büyük kentlerdeki oylarını kaybetti. Aydın-burjuva sosyal demokrat oylar ANAP’a yönelmiş gibi görünüyor. Bu görünümüyle SHP, bir Kürt-Alevi ittifakına dönüştü. Bu ise, bir kitle partisi değil, tepki partisi sonucunu doğurur. 4-Refah Partisi’yle temsil edilen ittifakan bir patlama yaptığı sanılıyor ilk bakışta. Ama dikkatli incelendiği zaman, bundan önceki seçimlerde aldıkları oy oranını korudukları görülüyor. Bu kez tek değişlik, daha örgütlü ve birleşik çalıştıkları için, barajdan da yararlanarak milletvekili sayılarını artırmaları. 5- ANAP, bir yandan en zararlı, bir yandan da en karlı parti oldu. Parlamentodaki çoğunluğunu büyük ölçüde yitirdi ama seçim öncesi grafiğini yükselterek, kendisini 8 yıldır iktidar ateşi altında yaralanmış bir parti değil de, yeni bir siyasi hareket görünümüne sokmayı başardı. Bunu Mesut Yılmaz ve kadrosunun başarısı olarak yorumlamak mümkün. 6- Türkiye genelindeki oy dağılımına bakıldığında garip bir durum ortaya çıkıyor. İlk kez “İstanbul’u alan Türkiye’yi alır” kuralı bozuldu, İstanbul’da l. parti olan ANAP, Türkiye’de 2. parti oldu. Oylar bölgelere göre büyük farklılıklar gösterdi. Diyarbakır’da yuzde 70’lere tırmanan SHP, Erzurum’da yüzde ll’e , Ağrı’da yüzde 6,4’e, Çankırı’da 6,9’a düştü. Barajlar Kralı Demirel ve ‘degrade’ Türkiye… Seçim sonuçları ilginç gözlemlere ve analizlere yol açacak. Bunlar şöyle özetlenebilir: 1- Seçimin galibi Demirel, ANAP’ın kendisini kurtarmak için hazırladığı seçim sisteminden yararlandı. Yıllar önce Demirel’i “Barajlar Kralı” olarak tanıtmışlardı kamuoyuna. Pazar günü bu ünvanı gerçekten hak etti. 2- DSP, SHP’nin oylarını bölmekte başarılı oldu. Eğer bu seçimlere sosyal demokratlar bir bütün olarak girselerdi, baraj sisteminden de yararlanarak, 250 dolayında milletvekili çıkararak iktidar olacaklardı. 3-Bu rağmen, Türkiye’de toplam sol oylarda bir gerileme görülüyor. Bunu, dünyadaki gelişmelerden çok iç nedenlere bağlıyorum ben. Geçen ay yazdığım bir yazıda, Türkiye’de “köylülükten nefret” adını verdiğim bir rüzgar estiğini ve büyük kentlerden başlayan bu rüzgarın “kent değerleri”ni ön plana çıkardığını belirtmiştim. Bunun doğal sonucu olarak da, SHP’nin bir an önce “köylülük” damgasından sıyrılarak, kentli değerlere yönelmesi gerektiğini yazıyordum. SHP, büyük kentlerdeki oylarını kaybetti. Aydın-burjuva sosyal demokrat oylar ANAP’a yönelmiş gibi görünüyor. Bu görünümüyle SHP, bir Kürt-Alevi ittifakına dönüştü. Bu ise, bir kitle partisi değil, tepki partisi sonucunu doğurur. 4-Refah Partisi’yle temsil edilen ittifakan bir patlama yaptığı sanılıyor ilk bakışta. Ama dikkatli incelendiği zaman, bundan önceki seçimlerde aldıkları oy oranını korudukları görülüyor. Bu kez tek değişlik, daha örgütlü ve birleşik çalıştıkları için, barajdan da yararlanarak milletvekili sayılarını artırmaları. 5- ANAP, bir yandan en zararlı, bir yandan da en karlı parti oldu. Parlamentodaki çoğunluğunu büyük ölçüde yitirdi ama seçim öncesi grafiğini yükselterek, kendisini 8 yıldır iktidar ateşi altında yaralanmış bir parti değil de, yeni bir siyasi hareket görünümüne sokmayı başardı. Bunu Mesut Yılmaz ve kadrosunun başarısı olarak yorumlamak mümkün. 6- Türkiye genelindeki oy dağılımına bakıldığında garip bir durum ortaya çıkıyor. İlk kez “İstanbul’u alan Türkiye’yi alır” kuralı bozuldu, İstanbul’da l. parti olan ANAP, Türkiye’de 2. parti oldu. Oylar bölgelere göre büyük farklılıklar gösterdi. Diyarbakır’da yuzde 70’lere tırmanan SHP, Erzurum’da yüzde ll’e , Ağrı’da yüzde 6,4’e, Çankırı’da 6,9’a düştü. Buna karşılık ittifak Çorum’da Yozgat, Maraş, Konya, Kayseri gibi İllerde ezici bir çoğunluğa sahip oldu. Durumun garipliğini bir örnekle açıklayalım: İngiltere’de İşçi Partesi Manchester’de 70, Liverpool’da 6 olamaz. Bu kadar büyük dengisizlikler ancak eyalet ve federasyonlarda görülür. Dolayısıyla seçim sonuçlarını haritada renklerle belirtsek ayrı ayrı bölgeler ve tercih kuşakları elde edeceğimİz kesindir. Oylar politik, değil, köken ve inanç tercihlerine göre oluşmuştur. Bu degrade Türkiye haritasının güneydoğusunda Kürt oluşturduğu bir bölge, orta Anadolu’ya doğru sağ radikallerin oluşturduğu bir sünni bölge ve daha batıya doğru sağ-merkeze kaymaya başlayan oylar. Bu da bize, örneğin Diyarbakır’la Kayseri arasındaki uçurumun sanıldığından çok daha derin olduğunu ve sadece, oy tercihine dayanmadığını gösteriyor. Bu “degrade” görünüm bize göre, seçimin en önemli ve üzerinde düşünülmesi gereken sonucudur.