Seçim maratonunun sonuna gelindi. Artık gözler sandıkta. Şimdi politikacılar susacak, halk konuşacak. Sonucu partiler kadar merakla bekleyen bir başka kesim de kamuoyu araştırma kurumları. Bu seçimlerde öyle değişik tahminlerde bulundular ve öyle değişik sonuçlara vardılar ki, kamuoyunda “acaba yönlendiriliyor muyuz?” kuşkuları dile getirildi. Kuşkular bu kurumlardan çok gazetelere yöneldi. Oysa gazeteler bu kuruluşlardan gelen bilgileri okuyucudan 7-8 saat önce öğreniyor ve olduğu gibi yayınlıyorlardı. Gene de bazı gazetelerde SHP’nin yüzde 12’lere inen bir zavallılıkta gösterilmesi, DYP oylarının abartılması, geride bir takım soru işaretleri bıraktı.Araştırma şirketlerinin en ünlüsü PIARGALLUP’ un yöneticisi Bülent Tanla’yla konuşuyoruz. “Gerçekten çok zor ve sürpriz beklenebilecek bir seçim” diyor. Ama sürprizlerin de belli sınırları yok mudur? işte o sınırlar
20 Ekim seçimlerinde oy kullanacak 29 milyondan fazla seçmeni, kabaca, sağ ve sol seçmen diye ayırmak mümkün. Geleneksel olarak bu oylar yüzde 65 sağ yüzde 35 sol olarak bölünüyor. 195*-1990 arasında genellikle böyle olmuş. Yalnızca 1977’de sol oylar yüzde 42’ye çıkmış ve 19792’da yüzde 29’a düşmüş.
Bu seçimlerde sol oylar artar mı, eksilir mi, yoksa aynı mı kalır sorusu gündemde. Sol oyların düşebileceği varsayımını yürütenler, bunu temellendirmek için dünyada ideolojik duvarların yıkılmasını, sol bloktaki çöküntüyü, bölgesel dengenin değişmesini dile getiriyorlar. İç dinamikler açısından ise bazı SHP belediyelerinin olumsuz etkisini ve SHP’deki liderlik kavgasını ekliyorlar. Ayrıca önemli bir etken de, kamuoyu araştırma şirketlerinin göstergeleriyle barajı aşamayacak durumda olan sağ partilerin, ittifaklar kurarak kendilerini kurtarmaları.
Bu konsolidasyon sayesinde hiç bir sağ oy çöpe gitmiyor. Bu çerçevede sol ve sağ oyların değişmediğini ve Türk seçmenindeki geleneksel oranını koruduğunu düşünürsek, yüzde 35-yüzde 65 dengesini varsayıyoruz. Yüzde 35 oranındaki sol oy iki pati arasında bölünecek. DSP’nin barajı geçeceğini varsayarak bu oranları şöyle sıralayabiliriz.
%10-%25 //%11-%24//%12-%23
Sosyalist Parti ve bağımsızları düşünerek 1 puan da oraya ayırmamız gerekir. Geriye kalan yüzde 64, sağdaki iki parti ve ittifak arasında paylaşılacak. Bu noktada İttifak’ın durumu önem kazanıyor. İttifakı oluşturan partilerin 1987’de 2 milyon 650 bin oyu var. Bu oy 1989’da 3 milyon 360 bine çıkmış. Mevcut oylara , bu yıl ilk kez sandık başına gidecek 6.5 milyon seçmeni eklersek, nisbi bir yükselmeyle, İttifak’ın oy oranını en az yüzde 14 olarak buluyoruz.
Yüzde 64 sağ oylardan, yüzde 14’lük İttifakı çıkarınca, geriye kalan yüzde 50, bize ANAP ve DYP’nin üzerinde güreşeceği minderi gösteriyor. Şimdi sorun bu yüzde 50’nin iki parti arasında nasıl bölüneceğidir. Araştırmalar genellikle ANAP’ı yüzde 22, DYP’yi yüzde 28 olarak gösteriyor. Bu 21-29 da olabilir. 24-26 da. Hatta 25-25 de. Bu durum değerlendirmesine bakarsak şu sonuçlara varıyorum.
1. Demek ki sandık matematik olarak hiç bir partiye tek başına iktidar olanağı vermiyor.
2.İki sağ ve bir sol parti birbirine çok yakın. Araştırmalarda genel kural olan + ve -3 yanılma payı dikkate alınırsa, bu partilerden herhangi birisinin birinci parti olması mümkün.
3.Sol oylar SHP ile DSP arasında bölündüğüne göre bu partilerden birinin kazancı, ötekinin kaybı anlamına gelecek. Başka bir deyişle DSP’nin aldığı her oy, soldaki büyük parti SHP’den eksiltilmiş bir oy olacaktır.
4.DSP’li seçmenin SHP’ye oy vermesi durumunda, solun iktidar şansı vardır.
İşte seçimden bir gün önce manzara-i umumiye. Hepinize hayırlı koalisyonlar dilerim!..
