Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli

Bu dünyada sanat diye bir kavram olmasaydı ne yapardım ve hayata nasıl dayanırdım bilmiyorum.
Öylesine karmaşık, hırs dolu ve öfkeli bir dünyada yaşıyoruz ki insan ilişkileri her geçen gün daha acı verici hale geliyor.

***

Bir yıldızın ışığı vuruyor bize; uzak bir yıldızın.
Yıldızı gördüğümüzü sanıyoruz, oysa milyonlarca yıl önce oradan göçüp gitmiş olan yıldızın ışığı bize yeni ulaşıyor.
Şimdi orada yıldız falan yok artık.
Kavranamayacak kadar büyük bir zaman ve mekanın içinde, böylesine küçük ve kayda değemez yaratıkların, bir kelebek ömrü kadar kısa yaşamlarını hır gürle, hırstan dili dişi kilitlenerek geçirmesi akıl alır gibi değil.
Politik kavgalar, para kazanma hırsları, suçlamalar, cinayetler…Ölümlü insanoğlu, bir an süren ömrünü zehir etmek için elinden ne gelirse yapıyor.
Oysa yirmi yıl sonra, bugün kavga edenlerin çoğu birer mezar taşına dönüşecek.
Sessiz bir sonsuzlukta öylece yatıp duracaklar.

***

İşte sanat, bu bilincin sezgilerini yansıtıyor insana.
Gündelik hırslar küçülüyor, “başarı” denilen virüs ilgilendirmez oluyor sizi.
Zamanın ve mekanın büyüklüğünü duymaya çalışıyorsunuz.
Ve sonunda, zaten trajik bir yazgıya çarpılmış ve ölümlü olduğunu bilerek dünyaya gelmiş olan insanoğluna yardımcı olmak, onun uğradığı haksızlıklara karşı çıkmak ve acılarını hafifletmeye çalışmaktan başka bir amacı kalmıyor sanatin.

***

Müzik, sesi aşan bir şeydir.
En soyut sanat olarak, bizi yüreğimizden, bilinçaltına sinmiş tortulardan yakalar.
Halkları birleştiren en önemli öge, simgelerden önce ses sistemleridir.
İnsanlar ses sistemlerine, kıskançlıkla, tutkuyla sahip çıkarlar.
Bu yüzden ses sistemleri benzerlikler gösteren ülkelerdeki müzikal beraberlikler ilginç sonuçlar doğurur.

***

Geçen yaz Barcelona’da verdiğimiz 6 konser, Katalan ve Kastilyan kültürüyle, bizim ses sistemimiz arasındaki ilginç akrabalıkları vurgulaması bakımından mutluluk vericiydi.
Büyük Katalan şarkıcı Maria Del Mar Bonet’le birlikte, Plaça del Rei, yani Kral Meydanında 6 gece üst üste verdiğimiz konseri İspanyol televizyonu çekmişti.
Konser bu akşam Show TV’de yayınlanıyor.
Bildiğiniz, alıştığınız bestelerimizin Katalan dilindeki yorumunu Akdenizin büyük bir şarkıcısının sesinden dinleyeceksiniz.
Yiğidim Aslanım, Kardeşin Duymaz, Çırak Aranıyor, Leylim Ley, Merhaba gibi şarkıların, şair Albert Garcia tarafından çevrilmiş biçimlerini duyacaksınız.
Bu şarkılar İspanya’da disk olarak da yayınlanıyor.

***

Bestecilik, belki de şarkı söylemekten daha mutluluk verici bir şey.
Tek başınıza yarattığınız, üstüne titrediğiniz bestelerinizin çeşitli dillerde seslendirilmesini dinlemek kadar hoş bir duygu zor bulunur.
Ben bu bakımdan çok şanslı oldum: Zeki Müren’den Muazzez Abacı’ya, Sezen Aksu’dan Nükhet Duru’ya, İbrahim Tatlıses’ten Burhan Çaçan’a, Kibariye’den Leman Sam’a kadar hemen hemen bütün tanınmış seslerden bestelerimi dinleme olanağına kavuştum.
Joan Baez, Maria Faranduri, Haris Aleksiyu, Udo Lindenberg, Kate Westbrook, Maria Del Mar Bonet gibi uluslararası solistlerin şarkılara kattıkları yorumu dinledim.
İngilizce’den Yugoslavca’ya, İbranice’den Almanca’ya, Katalan dilinden Yunanca’ya kadar bir çok dilin, bestelere nasıl ayrı bir lezzet kattığını gördüm.

***

Bu duygu, sanıldığı gibi başarı değil mutluluktur.
Ve bu mutluluk, şu zalim dünyaya dayanmamı sağlayan etkenlerden birisi.