Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli

Pazar günkü yazını okuyunca seni telefonla aramak istedim ama konuşacaklarımızın okurlarımızı da ilgilendireceğini düşünerek bir yazı yazmanın daha doğru olacağına karar verdim.
Öncelikle, yazında kullandığın düzeyli dile hasret kaldığımızı belirtmeme izin ver.
Artık bizde karşıt görüşler tartışılmıyor, kayıkçı dövüşü gibi sadece küfürleşiliyor.
Bu bakımdan görüşlerimizi çarpıtmadan eleştiren yazılar içimize su serpmekte.
Gelelim Belçika meselesine:
Ben bu ülkeyi iyi tanımam. Sadece konser turneleri için gittim. Bir de ünlü şarkıcı Julos Beaucarne ile yakın dostluğum oldu ve ortak turne yaptık.
Belçika’nın “Avrupanın köylüleri” olarak tanımlanmasına bir itirazım yok.
Kaldı ki aynı görüşü başka yazarlar da belirtti.
Ben sadece, Türkiyeli göçmen işçiyi yaralayan Belçika jandarmasını mahkum eden, Belçikalı yargıcı övdüm.
Kutsal adalet görevini, dar milliyetçilik kalıplarına feda etmeyen bir hukuk adamına teşekkür ettim.

***

Avrupanın bizlerle ilgili ön yargıları olduğunu belirten örneklere bütün yüreğimle katılıyorum.
Ben de bunun acısını çok çektim.
Yurt dışındaki her platformda, Türkiye’yi ve bu saygıdeğer halkı, haksız eleştirilerle hırpalamamaları için mücadele ettik.
Gelip geçici sivil ve askeri hükümetlerle ilgili sorunlar olabileceğini ama bunu bütün bir halkı mahkum eden görüşlere dönüştürmemelerini diledik.
Böyle davrandığımız için de çoğu zaman cezalandırıldık.
Plaklarımın çok sattığı ve “Yılın Plağı” ödülnü aldığım bir ülkede, Merkez Bankası’nda birikmiş ve o sıralarda çok ihtiyacım olan telif hakkı mi alabilmek için, o ülkenin Kültür Bakanı’nın imzası gerekiyordu. Şimdi ölmüş olan ünlü Kültür Bakanı, salt bu tutumumdan dolayı imzayı vermedi ve alnımın teriyle hakettiğim para bana ödenmedi.
Bunun gibi birçok örnek sayabilirim.

***

Ne var ki yurt dışında bu mücadeleyi verirken, Türkiye’de de sistemin çarpıklığını ve anti – demokratik uygulamaları eleştirmekten geri duramayız.
Durmadan kendi kendimizi kızıştırmak, bütün dünyayı Türk düşmanı ilan edip halkı kışkırtmak ve Çetin Altan’ın deyimiyle “Türke Türk propagandası yaparak” kendimizi tatmin etmek doğru bir yol değil.
Evet! Türkiye’de insan hakları ihlal ediliyor. Bu ülkenin birinci sınıf yurttaşları, Belçika’daki göçmen kardeşimiz kadar korunmuyor.
Mahkemelerimiz, halka ateş eden güvenlik görevlilerini mahkum etmiyor.
Başbakan “İşkence aletlerini yok edin!” diye genelge yayınlarken sistematik işkence bütün hızıyla sürüp gidiyor.
Karşıt görüş belirten yazarlarımız suçlanıyor ve hapsediliyor.
Bu durumda, Türkiye’nin en acil ve önemli sorunu olan “demokratikleşme”yi savunmak ve ülkeyi dış dünyaya kapatacak bir paranoyaya düşmekten koruyacak yazılar yazmak bir görev olarak belirmekte.

***

Bu konularda birbirimize ters düşmediğimizi biliyorum.
Zaten bu yazıyı da polemik amacıyla değil, bir dostumla dertleşmek için yazdım.
Japonya turnende başarılar dilerim.
Yüreğimiz seninle çarpacak.
Sevgi ve selamlarla.