Basının görevi nerede başlar, nerede mi, haksız mı? biter? Politikacılar basına kızmakta haklı mı haksız mı? Son günlerin ana temasını oluşturan bu sorular, İSKİ yolsuzluğuyla iyice alevlendi. SHP Genel Başkanı İnönü, açıkça basından şikayet etti. Savcılık soruşturmasının gizli olduğunu ve bu işin basınla birlikte yürütülemeyeceğini belirtti. Kendisini istifaya çağıranların da “aklına şaştı.” Erdal İnönü’yü, politikaya girdiğinden beri ilk kez bu kadar sinirli ve hırçın gördük. “Sinirlerini ameliyatla aldırmış” olduğu söylenen bu politikacı, acaba neden bu kadar sinirlendi?Herkesin bildiği gibi kendisinin iki şapkası var: Biri SHP lideri, diğeri de Başbakan yardımcısı olarak giydiği şapkalar. SHP Genel Başkanı olarak kendisine düşen, partisine bağlı bir kurumdaki yolsuzluktan duyduğu rahatsızlığı belirtmek ve işin üstüne gittiğini duyurmak. SHP’li bir yöneticinin yolsuzlukları sonucunda SHP’ye para aktarıldığı iddiaları, İnönü’nün daha da duyarlı olmasını gerektiriyor. Erdal bey, bu konularda konuşmama ve basını suçlama yolunu seçti. Oysa ortada tüyler ürpertici iddialar var: İSKİ yolsuzluklarının, SHP’ye para temini için yapıldığı ve iş adamlarının haraca bağlandığı öne sürülüyor. Ayrıca, Erdal İnönü’yü aylar önce durumdan haberdar ettiklerini ve uyardıklarını söyleyen tanıklar var. Bu soruların hepsi soğukkanlı ve net açıklamalar yapılmasını gerektirirken, Erdal İnönü basını, önyargılı ve partisini bölmek isteyen düşmanlar olarak görüp, bu soruları soranların “aklına şaşıyor.”
Bizim tanıdığımız Erdal İnönü’den, İSKİ konusunda farklı bir davranış beklerdik. Olay ortaya çıkar çıkmaz bir açıklama yapıp;” Bu konuda bazı şikayetler bana kadar gelmişti. Ben de parti müfettişlerine durumu incelemeleri talimatını vermiştim.” diyebilseydi çok rahatlardı. Hadi tahkikat başlatılmadı diyelim, en azından bu konunun kendisine duyurulmuş olduğunu belirtebilir, gereğinin bundan sonra yapılacağını söyleyebilirdi. Bırakın böyle açıklamalar yapmayı, “Biz kendisini daha önce uyardık.” diyenleri bile net bir biçimde cevaplamadı. Bize göre Erdal bey, politikadaki son yirmi gününü çok daha çarpıcı biçimde kullanabilir ve parti başkanlığı dönemini unutulmaz bir a- çıklık ve özeleştiri örneğiyle noktalayabilirdi. Nedense yapmadı!
Geçenlerde Alman İçişleri Bakanı istifa etti. Ele geçirilen bir RAF teröristinin, polis tarafından yakalandıktan sonra öldürüldüğü söylentileri üzerine aldı bu kararı. Adam Türk olsaydı ne söyleyecekti biliyor musunuz: “Bana ne kardeşim” diyecekti. “Ben mi gidip tetiği çektim. Bunlar hep basının karalama kampanyaları.”
