Birey haklarına önem verilen uygarlıklarda, hiç kimse ulu orta teşhir edilmez. Ne kadar ağır bir suçlama karşısında kalırsa kalsın, her sanığa, gerçekten “zanlı” muamelesi yapılır. Kaldı ki suçu sabit olanlara karşı bile insan hakları çerçevesinde yaklaşılır. Bir kişinin, herhangi bir konuda suçlu olması, onun bütün yaşamını didik didik edebileceğiniz anlamına gelmiyor. Amerikan basınında, başkan öldürmüş insandan bile Mr. diye söz edilir. Avrupa basınında da böyledir bu. Eroin kaçırırken yakalanmış Türk köylüleri, Guardian, Le Monde, El Pais gibi gazetelerde Mister Satılmış, Mister Durmuş diye anılır. Bu tutum, toplumun kendi kendisine saygı duymasının sonucudur.

Biz, her işte olduğu gibi İSKİ konusunda da kantarın topuzunu kaçırdık. Bir işin üzerine atılıp ıcığını cıcığını çıkarmak huyumuz üstün geldi ve İSKİ çevresinde dolaşan her kişiyi suçlamaya başladık. Oysa Ergun Göknel bir insandır: Çalıştığı işte yolsuzluk yaptığı iddiasıyla mahkemeye sevk edilmiş bir insan… Suçlu olduğu belirlense bile, yolsuzluk yapmış olması bize onun özel yaşamını, cinsel tercihlerini, mahrem konuşmalarını didiklemek hakkını vermez. Suçun cezası yasada belirtilmiştir. Bunu aşan bir toplum cezası vermek, Güngör Mengi’nin haklı olarak belirttiği gibi, “toplumsal linç” içgüdüsünden başka bir şey değildir. Ergun Göknel’in adliyedeki duruşu ve cezaevine girerken yüzünde görülen ifade acı çeken bir insanı vurguluyordu. Paniğe kapılmış gözlerinde, ağır bir yıkıntı ve derin bir şaşkınlığın izleri okunmaktaydı. Bu, başlıbaşına yeterli bir ceza değil midir? Bir iki hafta öncesine kadar kudretli bir genel müdür olan bir kişinin, hırsızlıkla suçlanarak cezaevine girmesi bize yetmiyor mu? Bu cezayı artıracak yöntemleri mi arıyoruz? Çocuklarını, eski karısını, yeni karısını, arkadaşlarını, evini, eşyalarını, yatağını didik didik etmeye ne hakkımız var? Televizyon ekranlarında parça parça edilen insan hayatlarını kim koruyacak? Madem ki hırsızdır, her türlü cezayı ve aşağılamayı haketmiştir diyemezsiniz. Çünkü suçlular da insandır ve “insan hakları”ndan yararlanmalıdır.

Bu görüşler, Ergun Göknel’i savunma anlamına gelmiyor. Rüşvetten ve yolsuzluktan çok çekmiş olan Türkiye’de, bu tip eylemlerin üstüne yasanın bütün hışmıyla gidilmesinden yanayım. Ne var ki kendimizi yargıç ve cellat yerine koymamamız gerekir. Eğer demokratik bir hukuk devletinde yaşamak istiyorsak, zanlılar da içinde olmak üzere bütün insanlarım haklarına saygı göstermeliyiz. İSKİ skandalında, heyecanlı çığlıkların yerini soğukkanlı araştırmalara bırakmasının zamanı gelmiştir.