Biz, kendi içimize gömülmeyi ve dünya perspektivinden uzaklaşmayı çok seven bir ulusuz. Hele dişimize değen bir konu bulduk mu, öylesine kendi kendimize kalırız ki, görenler, dünyada Türkler’den başka ulusları yaşamadığını ve planetteki tek ülke olduğumuzu sanır. Cennet-mekan atalarımız da bu içe dönük rehavete gömülmüş ve Fransız Devrimi, Büyük Petro reformları, Sanayi Devrimi, matbaa gibi konuları “keferenin acayiplikleri” olarak niteleyip, ilgilenmek gereği duymamışlardı. Dünyanın bizimle ilgilenmediğinden yakınınız ama dünyaya ne kadar ilgi gösterdiğimizi hiç düşünmeyiz. Televizyon ekranlarımızda yabancılarla ilgili bir haberin birinci sıraya yerleştiği pek görülmez. Gazetelerimizde de manşet olmaz dış haberler. Oysa batı televizyonlarında durum tam tersidir. Birinci sıraya yerleşen haberlerin ezici çoğunluğu dış dünyaya aittir.

Başımızı kaldırıp da dışarıya bakmamızın bir başka yaranı, kendimizle ilgili değişik perspektifleri görebilmek. Öyle ya, dünyada herkes biz Türkleri ve yaşadıklarımızı, bizim gözümüzle değerlendirmiyor ki! Güneydoğu ve PKK ile ilgili haberleri Türkiye’den izleyen benim için, İtalyan televizyonu Rai’nin yayını epey şaşırtıcı oldu. İki İtalyan turistin PKK tarafından kaçırılmasını duyuran Rai haber programı, konuyla ilgili filmler yayıladı ve Ankara’daki büyükelçileriyle canlı bağlantı kurdular. Ekrana gelen görüntülerde uçsuz bucaksız dağlar, Western filmlerine taş çıkartan garip “Eastern” manzaraları ve bu doğa içinde şalvarlı, bıyıklı, poşulu insanlar… Ellerinde roketatar ve yüzlerinde gülümseme. Bu görüntülerin üstüne “Separatista” yazıyor. Daha sonra grafikler geliyor ekrana. “Kürt Bölgesi” yazılı grafikler, İran’ın, Irak’ın ve Türkiye’nin bir bölümünü kapsıyor. Programı izlerken dünyanın gözünde başka bir kategoriye girmiş olduğumuzu anlıyorsunuz. Hani haberlerde duyduğumuz, “Hükümet birliklerine karşı mücadele eden ayrılıkçı Tamil gerillaları…” ya da “Ülkenin dağlık kuzey kesiminde çarpışan Aydınlık Yol örgütü” haberlerine konu olan ülkeler var ya, biz de batının gözünde çoktan bu kategoriye girmişiz.

Cemal Madanoğlu, anılarında Munzur kenarında iki Kürt köylüsünün konuşmasını aktarıyor. Kürtlerden biri, nehrin kıyısındaki Mendik kayasına bakıp bakıp, “Ah, ah” diyor. “Şu Mendik köfte olaydı, Munzur da çorba olaydı, bir köfteden yiyeydim, bir kaşık çorbadan alaydım. Bir köfteden, bir çorbadan…”Galiba işin sırrı da bu! Acımasız savaşın pençesinde kıvranan Güneydoğulu Türk ye Kürtler, Mendik kayalarının köfte, Munzur nehirlerinin çorba olacağı günleri bekliyorlar.