Şehirlerarası otobüste giderken önünüzde oturan ve uyuklayan kişilere dikkat etmişsinizdir. Başları iki yana devrilir durur, boyunlan bir sağa yatar bir sola, bazen de öne düşer. Sizin de uykunuz geldiğinde öyle olur. Başınızı dik tutamazsınız. Çünkü başı taşımak için fizik kurallarına uygun bir fonksiyonu olan boyun, uyku halinde dik duramaz. Bilinciniz kaybolduğu anda yana yatar. Demek ki hepimiz başımızı, bilincimiz sayesinde dik tutabiliyoruz. Bilinç karanlıklara gömüldüğü anda, boyun dik tutulamıyor, dolayısıyla baş da düşüyor. Gövdemiz için doğru olan bu kural, niçin toplum hayatında da geçerli olmasın? Başını dik tutabilen toplumlar ancak bilinçli toplumlardır dersek, büyük bir hata mı yapmış oluruz? Hiç sanmam! Toplumsal bilinç, bir ülkeyi ayakta tutan en önemli özellik. Bilinçsiz karanlıklar içine düşen toplumların başına neler geldiğini hep birlikte görüyoruz. Başlarını dik tutamıyorlar, yuları başkasına kaptırıyorlar, çünkü bilinçsizler. Demek ki insanlar ülkelerini körü körüne değil “bilinçle” sevmeli. Hamaset yaparak, sertlik gösterilerine girişerek, yurdumun çakıl taşına göz koyanların gözlerini çıkarırım tavrına bürünerek değil. Hele medeni bir toplantıda başkanın önünden rapor çekip yırtma gösterisiyle hiç değil. Bir devlet için bilinç, serinkanlı analizler yapan, uzun vadeli strateji hesaplan üzerinde çalışan ve ülkesinin çıkarlarını zamana zemine uygun olarak soğukkanlılıkla koruyan gerçekçi beyinlere sahip olması demektir. Vatan uğruna gözünü karartmanın simgesi Enver Paşa, gerçekleri görerek soğukkanlı bir şekilde hesap yapmanın simgesi ise Mustafa Kemal Paşa’dır. Bu açıdan gönül rahatlığıyla; “bilinçsiz milliyetçilik” ülkenin ve ulusun düşmanıdır diyebiliriz. “Bilinçsiz milliyetçiler” tozu dumana katar ve gerçekten yurtsever insanların düşünce üretmelerini baskı altına almaya çalışırlar. Bu da bilinçsizlik demektir. Bilinçsiz kafa ise dik duramaz, ya sağa düşer ya sola!
