Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli

İçinde yaşadığımız medya çağında, insanların özgür düşünmesi zorlaştı.
Medya kamuoyu oluşturduğu için, kamuoyunu etkilemek isteyen siyasiler de medyayı oluşturuyorlar.
Ya tanıdıkları muhabirler ya da yazı işleri görevlileri aracılığıyla istedikleri mesajı kamuoyuna sunmayı deniyorlar.
Çoğu zaman başarıyorlar da bunu.
Bu yüzden çoğu zaman çarpıtılmış gerçekliklerle karşılaşıyoruz.
“Bir şeyin şüyuu vukuundan beterdir” sözünde olduğu gibi, artık gerçek değil, gerçeğin nasıl yansıtıldığı önemli.
Birkaç gündür, siyaset medya ilişkilerinin bir başka boyutunu yaşamak ve neredeyse bir laboratuvar deneyi yapmak olanağı buldum.
Öğle saatlerinde bir “fiyasko” olarak nitelenen toplantının, akşam haberlerinde nasıl “büyük zafer”e dönüştüğünü gözlemek imkanını ele geçirdim.

***

Ankara’daki temaslarım bir türlü doğru yorumlanamadı.
Anlatmak gereği var.
Bildiğiniz gibi ben bir parti politikacısı değilim.
Ancak CHP’nin giderek eridiğini, önce ideolojik yanlışlıkla başlayan bu erimenin, kişisel hırslarla partiyi yok etme noktasına geldiğini görüyorum.
Bir yandan Türkiye’deki sol muhalefet yükseliyor, bir yandan da bu kitleleri temsil etmesi gereken parti küçülüyor.
Burada bir yanlışlık var.

***

Bu noktada hiçbir gruba dayanmadan, hiçbir parti içi hesap yapmadan ortaya çıktım ve partiyi küskün kitlelerle barıştırmak ve ideolojik olarak sağlam bir zemine oturtmak için “İsterseniz varım!” dedim.
Şimdi de diyorum.
Çünkü tehlike büyüktür.
Bu gidişle CHP 1996 seçimlerinde parlamentoya girememe tehlikesiyle karşı karşıya. Parti yüzde 5’lere düşmüş. Bunu ben söylemiyorum, parti yöneticileri söylüyorlar.
Solu olmayan bir parlamento Türkiye için büyük sıkıntılar yaratır.
Türkiye 21. yüzyıla solun doğal tabanı olan toplumsal muhalefet kitlelerinin temsil edilmediği bir parlamentoyla giremez.
Milli gelirden aldığı pay azalan, meydanlarda “Açız” diye feryat eden, etnik ve mezhepsel nedenlerle dışlanan, horlanan, öldürülen, yakılan insanların parlamentoda temsil edilememeleri Türkiye’yi bir iç savaş ortamına götürür.
Bu yüzden ne kadar yıpranmış, bozulmuş; tükenmiş olursa olsun CHP şarttır.

***

Bu partiyi kitlelerle barıştırmaya aday olduğum için adı geçen herkesle görüştüm?
Hiçbir komplekse kapılmadan Deniz Baykal, Hikmet Çetin, Murat Karayalçın, Mümtaz Soysal gibi başkan adaylarıyla, parti ileri gelenleriyle ve sade partililerle konuştum.
Amacım birçok kişiyi bu seçim yılında bir kadro yönetimine ikna etmekti.
Çünkü bu parti genel başkanlık mücadelesinden çok çekti.
Kurtarıcı, karizmatik genel başkan arayışı yerine, bir kadro yönetimini geçirmeyi ve başkanın da “eşitler arasında birinci” konumunda ve halkla partinin bağını oluşturan bir sembol olarak ele alınması dileğimi tekrarladım.
Bu görüşmeler kesinlikle Baykal karşısında ittifak arayışı olarak yorumlanmamalıdır.
Ben hiçbir gruba daha yakın, ya da daha uzak değilim. Herkese aynı uzaklıkta ya da yakınlıktayım.
Eğer partiyi içinde bulunduğu sıkıntıdan kurtaracak bir aday varsa ona destek vermeye hazırım.
Bana görev verilirse elimden geleni yaparım. Kendi alanlarında bireysel tatmine ulaşmış bir insan olarak tek istediğim, Türkiye’deki sol tabanın partisiz kalmaması.