Dünya Değişirken – zülfü Livaneli
Sevgili okurlarım: Bu yazıyı dikkatle okumanızı, kesip saklamanızı, hatta çoğaltarak çevrenizde dağıtmanızı öneririm.
Özellikle öğrenci dostlarımdan, Türkiye’deki milyonlarca dinleyici okuyucumuzdan bu yazıyı çevrelerine yaymalarını rica ediyorum.
Çünkü bu yazı, Türkiye’de hepimizin hayatını karartan iğrenç bir mekanizmayı açığa çıkarıyor. Ve bu güzelim ülkede neden cehennem hayatı yaşadığımızı gözler önüne seriyor.
Türkiye’de bir çakallar ittifakı var.
Bu çakallar ittifakı zaman zaman devreye girerek halkın özgür iradesini saptırmaya ve şu soygun düzeninin devam etmesi için her türlü komployu tezgahlamaya çalışıyor.
***
Biliyorsunuz; SHP’nin kabul etmemi rica ettiği İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerinde, bizim kazanacağımız anlaşıldığı zaman bazı karanlık güçler düğmeye basmış ve benimle ilgili inanılmaz bir karalama kampanyası başlatmıştı.
Gerekirse bunların hangi eski generalin emriyle yapıldığını ve hangi karanlık devlet gücünün devreye girdiğini yurt içi ve yurt dışı “İsveç ve Interpol” belgeleriyle açıklayabilirim.
Seçimler bitti ve benden bir tehlike gelmeyeceğini anladıkları zaman sustular.
Saçma sapan suçlamaların da izi bile kalmadı. Çünkü hepsi zorlama ve uydurmaydı.
***
ŞİMDİ CHP Genel Başkanlığıiçin adaylığım gündeme gelir gelmez, gene aynı güçler tarafından düğmeye basıldı. Bir sürü karanlık güç harekete geçti.
İbretle okuyun.
Cuma akşamı bir dost “Seninle ilgili bir suçlama kampanyası hazırlanıyor. Dikkatli ol” dedi.
“Ne diyebilirler ki?” dedim.
“Mesela” dedi.
“Senin Bişkek’te Erdal İnönü’yle görüşmediğini, Sevinç İnönü’yle görüştüğünü ama Erdal Bey’in desteğini almışsın gibi yalan söylediğini yaymaya çalışacaklar.”
“Yapma yahu” dedim. “Bu kadar saçmalayamazlar.”
“O kadar iyi niyetlisin ki bu …… takımını hala anlayamamışsın” dedi. “Bir-iki gün içinde de UNESCO Genel Direktör Danışmanlığı’nı sana UNESCO’nun teklif etmediğini, bizim Dışişleri Bakanlığı’nın talebi üzerine bu unvanın verildiğini yayacaklar.”
“İyi ama bu Birleşmiş Milletler meselesi. Bu yalan uluslararası bir mahkeme konusu olur.”
“Dışişleri’nden sızan fısıltılar diyecekler. Kimin söylediği belli olmayacak ki?”
Eve geldim Erdal Bey’i telefonla aradım. Sevinç Hanım çıktı.
“Sevinç Hanım” dedim. “Bişkek’te Akkeme Oteli’nde Erdal Bey, siz ve ben akşam vakti lokantanın baştan üçüncü masasında oturup benim adaylığımı konuşmadık mı? Hatta uzun masanın ucunda koruma görevlisi oturmuyor muydu? O sırada lobide olan bütün gazeteciler bu sahneyi görmedi mi? Ve Erdal Bey bana ‘İyi olur. Ben yardım ederim. İnsanlarla senin için konuşurum ama kendi siyasi gelecekleri söz konusu olduğu için beni dinleyip dinlemeyeceklerini bilemem’ demedi mi?”
“Tabii” dedi Sevinç Hanım. Şaşırmış ve bunları niye sorduğumu anlayamamıştı.
“Böyle bir görüşme olmadığı, benim yalan söylediğim laflarını yayıyorlar ve bunun sizin çevrenizden kaynaklandığını söylüyorlar” dedim.
“Kimmiş bizim çevremiz?” dedi. “Böyle bir şey bizden çıkmaz.”
O kadar çok saydığım ve sevdiğim Sevinç Hanım’ı üzdüğümü farkettim. Özür dileyip kapattım telefonu.
***
DÜN de Erdal Bey’i arayıp hatırını sordum ve “Sizinle bu konuda görüşmediğim iddiasını yayıyorlar” dedim.
“Aldırma bunlara” dedi. “Siyaset böyle işte dedikoduyla başa çıkılmaz. Sorarlarsa anlatırım ama şimdi kalkıp bu konuda açıklama yapmaya değmez. Sen yolunda yürümeye devam et. En önemlisi bu.”
Doğruydu.
Ve ben yolumda yürümeye devam ediyorum.
