“İçimden isyan yükseliyor!” diyordu telefondaki ses, sonra anlatıyordu. “Ülkesi için bir şeyler yapmak isteyen yüz elli arkadaş CHP’ye üyelik başvurusu yaptı ama almıyorlar. Bir şey yapabilir misiniz?” Telefon Alaçatı’dan geliyordu. Laik, demokrat, yurtsever yüz elli kişinin çığlığını iletiyordu. Uğraştım ama başaramadım. Bu aydınlık kişiler CHP’ye üye olamadı. Türkiye’nin her yanından böyle telefonlar, şikâyetler yağıyordu. Üye olabilmek için torpil istiyorlardı. Hiçbiri alınmadı. Hepsi geri çevrildi. Çünkü üyelikler, genel merkezin kontrol altında tutmak istediği en önemli işti. Üyeler delegeleri, delegeler de genel başkanı seçiyordu. Bu iş şansa bırakılamaz, aydınlık ve vicdanlı kişiler partiye doldurulamazdı. CHP’nin yeni üyelerini görünce, üye olamayan on binler aklıma geldi.
Partiye bugün de üye olmanız imkânsız ama son gelişmelerden sonra bir yol açıldı: CHP’ye çarşaf giyerek üyelik için başvurmanız mümkün. Sakın Atatürk rozeti takarak gitmeyin. Tersler, geri çevirirler. Önceki akşam televizyonda bir laik yazar(!) “Öbürleri durmadan takiye yapıyor varsın bir kez de Baykal yapsın!” diyordu. Bu söz de “değişen Türkiye” yi anlamama yardımcı oldu. Demek ki artık ön şart takiyeydi. Hayatı boyunca takiye yapmayı düşünmeyen ve kendine yediremeyenlerin ise bu düzende yeri yoktu.
Obama seçildikten sonra yakın dostlarıma “Ben malımı bilirim. Göreceksiniz, birisi bu olaydan heyecana gelecek ve Obama’nın ‘değişim’ sloganını taklit edecek!” demiştim. Gerçekten de yanılmadım. Tony Blair’in seçim zaferi üzerine “Yeni Sol” diye tutturan, kendini Blair yerine koyan, daha sonra Anadolu solu heyecanına kapılıp Edebali söylevleri veren kişi şimdi de Obama’nın siyah açılımından etkilenmişti. Öyle ya, Obama da siyahtı, çarşaf da. Bu ülkenin de “zencileri”ne sahip çıkma vaktiydi. Ayrıca partiyi AB ve Batı düşmanı yapan tek kişilik politikadan sıkılmıştı. Şimdi AB ile de Obama yönetimi ile de sıkı fıkı ilişkiler kurmak, biraz liberal görünmek zamanıydı. Çarşaflılar, türbanlılar değildi önemli olan. Bu konuda ne bir çalışma vardı ne bir parti kararı ne de açılım. 2008’de şov böyle devam etmeliydi. Ricky Martin’den bile etkilenen bu siyasetçinin, kurultayda disko dumanları arasından, pop müzikle merdivenlerden podyuma inişi geldi gözlerimin önüne. Güldüm. Zeki Sezer demiş ki: “Yalnız çarşaflıya rozet takmadı, Erdoğan’ın yakasına da başbakanlık rozeti taktı.” Bu sözü okuyunca da “Hey gidi günler hey!” dedim kendi kendime.
Bu yazıyı Deniz Baykal’ı kutlayarak bitirmek istiyorum. “Helal olsun Baykal. O laik (!), o solcu (!) milletvekillerin önlerini ilikleyip seni ayakta alkışlıyor ya, örgütün sapasağlam arkandan geliyor ya gerçekten helal olsun. Partiyi ister oraya çekersin, ister buraya. Ne yönetim kurullarına bir şey sormana gerek var ne başka bir organa. Çünkü zaten yoklar! Karşına çıkıp da ‘Biz bunu neden tartışmıyoruz’ diyecek adam mı var sanki! Bu kadar başarı karşısında ancak şapka çıkarılır. İnanıyorum ki yarın ‘Atatürk resimleri fazla geliyor, indirelim sadece benim resimlerin kalsın!’ desen, onu da kabul eder, alkışı basarlar. Ben bu insanları daha farklı sanıyordum ama benim dediğim gibi değil senin dediğin gibilermiş. Bravo! Türkiye’yi, basını ve CHP örgütünü çok iyi tanıdığın, en azından bizden çok daha iyi tanıdığın için bin kere bravo!”
Bir ormancı baltayla ağaç keserken, devrilmek üzere olan ağacın gözyaşı dökmeye başladığını görmüş. “Niye ağlıyorsun ey ağaç?” diye sormuş “Kesildiğime yanmıyorum da elindeki baltanın sapı benden!” demiş ağaç. CHP bu hale gelmeden Türkiye’deki düzen değişikliği gerçekleştirilemezdi.
