John Berger “Anadil anayurt demektir!” diyordu. Benim için de öyle. Belki Türkiye’den uzakta yaşayabilirim ama Türkçeden ayrı yaşamama imkân yok. Başka diller konuşuyor olmak da önemli değil. Bunlar sadece birer iletişim aracı benim için. Türkçe kelimeler olmadan dünyanın tadına varamıyorum. İster eksik ister fazla, ister yeterli ister yetersiz kim ne derse desin benim için dünyanın en güzel dili Türkçedir ve ben anadilimde konuşmadan, okuyup yazmadan, türküler söylemeden, dinlemeden yaşayamam. Çünkü bir insanın anadili ana sütü gibidir. Hiçbir şeyle kıyaslanamaz.

Sanatçılar huzursuz insanlardır. Toplumun genel geçer kurallarına, alışkanlıklarına ters düşerler. Genel ahlakla bağdaşmayacak sivrilikler yaparlar. Böyle davranmak istedikleri için değil, tepki duydukları, duygusal patlamalar yaşadıkları için! Sanatın özünde eleştiri vardır. Politikanın ve toplumun kurallarından ayrı ilkeler geliştirmek, başka açılardan bakmak vardır. İşte bu yüzden huzursuz insanlardır sanatçılar. İyi ki de öyledirler. Büyük senfoniler, romanlar, tablolar bu huzursuzluğun fışkırması, dışa vurulmasıdır.

Biz müzik konusunda bilgilendirilmeye muhtaç bir toplumuz. Müzik, yaşamımızda çok önemli bir yer tutuyor. Neredeyse müzikle çevrelenmiş bir hayat sürüyoruz. Gelin görün ki müziği sadece “eğlence” olarak anladığımız için bu konuda okumuyor, düşünmüyor ve öğrenmiyoruz. Türk aydınlarının en eksik yönüdür bu. Oysa müzik ciddi bir iştir. Popüler müzik bile olsa toplumu bu kadar derinden etkileyen bir konuyu bizim de ciddiye almamız gerekir.

Müzik, sesi aşan bir şeydir. En soyut sanat olarak, bizi yüreğimizden, bilinçaltına sinmiş tortulardan yakalar. Halkları birleştiren en önemli öğe, simgelerden önce ses sistemleridir. İnsanlar ses sistemlerine, kıskançlıkla, tutkuyla sahip çıkar. Bu yüzden ses sistemleri benzerlikler gösteren ülkelerdeki müzikal beraberlikler ilginç sonuçlar doğurur. Müzik bölgeseldir. İnsanın kendi tarihiyle doğrudan ilişki kurmasının en çarpıcı örneği müziktir. Bunu bir örnekle açıklayayım. Anadolu’daki antik uygarlıkların her birisinin ayrı bir ses sistemi vardı. Bu sistemler dünya müziğinde de etkilidir bugün. Likya, Karya, İonya gibi adlarla anılan bu sistemler içinde Frigya gamı, Akdeniz insanını en heyecanlandıran makamdır. Osmanlı müziğinde Frigya’ya denk gelen makamın adı “Muhayyer Kürdi”dir. Son yıllarda Türkiye’de liste başı olmuş, dillere düşmüş şarkıların yüzde sekseni Muhayyer Kürdi makamındadır. Sokakta duyduğunuz gelip geçici bir ezginin altındaki derin temeli görebiliyor musunuz? Önce Osmanlı’ya, sonra antik uygarlıklara giden binlerce yıllık bir kök.