Mis gibi kokan çam ormanı içindeki büyük köşk, ayrıntılı ışıklandırmasıyla, gece yarısı demirlemiş bir düş gemisi gibi görünüyor. İçeri girdiğinizde yüzyıllardan süzülmüş bir aristokrat zevkinin sizi sarıp sarmaladığını duyumsuyorsunuz. Sizi karşılayan smokinli adam “Hoşgeldiniz” diyor. Önce kulaklarımıza inanamıyorsunuz, yanlış duyduğunuzu sanıyorsunuz ama adam herkese ayrı ayrı Türkçe “Hoşgeldiniz” diyor. Burası İskandinavya’nın en ünlü lokantası Ulriksdal Verdshüs. Michelin değerlendirmesinde her yıl başa güreşen bir kuruluş. Bizleri Kraliçe Silvia Pavillon bölümünde bir masaya alıyorlar. İkinci sürprizi de orada yaşıyoruz. Çünkü kristaller ve değerli porselenlerle bezenmiş masada bir Türk bir de İsveç bayrağı duruyor. Bütün bunların özel bir anlamı yok. Ne resmi bir törendeyiz ne de protokol davetinde. Lokantada yer ayırtan arkadaş, o akşam Türk konuklarının olacağını söylemiş, o kadar. Böylesine bir bilgi lokantayı harekete geçirebiliyor. Türk bayrağını nereden bulduklarını merak ediyorum ve şefe soruyorum. “Bizde her bağımsız devletin bayrağı bulunur.” diyor. “Hepsi olamaz herhalde.” diyorum. “Her gün yeni devletler çıkıyor. İzlemek imkansız.” Şef müthiş bir kararlılıkla “Bizde hepsi bulunur. “diyor. “İki konuda çok ciddiyiz. Birincisi her bağımsız ülkenin bayrağını bulundurmak. İkincisi de dünyanın en değerli şarap kavina sahip olmak.” Koleksiyonlarına yeni katılan bayrakların hangileri olduğunu soruyorum. “Bağımsızlığını kazanan hangi ülkeyi isterseniz var.” diyor. “Mesela Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan…” Artık bize, şaşkınlığımızı gizleyerek teşekkür etmekten başka bir şey kalmıyor. Biraz sonra getirdiği ağır maroken ciltli ve neredeyse bir kişinin zor taşıyacağı “Şarap Kitabı” da, şarap konusundaki iddialarımı ortaya koyuyor.

“Uygarlık ayrıntılardır.” derler ya, gerçekten öyle. Ulriksdal Verdshüs’deki bayrak tutkusunun hiçbir akılcı nedeni yok. Yemeğe gittiğiniz bir lokantada, Kazakistan bayrağı olup olmaması, yemekle birinci dereceden ilgili bir şey değil. Buna rağmen, konuklara böylesine önem verilmesi hoşunuza gidiyor. Yaşamı güzelleştiren ayrıntılar bunlar. Herhalde, her bağımsız ülkenin bayrağını bulup hazırlamak yoğun bir çaba ve masraf gerektiriyordur. Ne var ki bu çabadan yılmıyor ve gereksiz bulmuyorlar. İşte yaşama gösterilen saygı!