Dinozorları konu alan yeni film öylesine büyük bir tanıtımla sunuldu ki, bütün dünyada inanılmaz gelirler elde ediyor. Bu bir film başarısı değil elbette. Steven Spielberg’ün daha önceki filmlerinde yarattığı yumuşak ve insancıl atmosfer “Jurassic Park’ta yok. Müthiş ses ve görüntü efektleriyle donanmış olan filmde, bilgisayar grafiklerinin bütün mahareti sergileniyor. Ama daha büyük mahareti filmin pazarlamasını yapan kuruluşlarda. Filmle birlikte piyasaya sürülen Tshirt’ler, oyuncaklar, bardaklar, havlular ve akla gelebilecek her türlü dinozor motifleri, milyarlarca dolar kazanç getiriyor.
Filmde garip bir ikilem var: Jurassic Park’a düşen insanlar dinozorları hem seviyor, hem de ölesiye korkuyor onlardan. Büyük bir heyecan ve şefkatle yaklaştıkları yaratıklar birden canavar etoburlara dönüşünce, canlarını kurtarmak için nereye saklanacaklarını bilemiyorlar. Derken gelsin paldır küldür düşmeler, çığlık çığlığa kovalamacalar, parçalanan gövdeler ve dinozorun mengene gibi çene kemikleri arasında ezilen kollar, bacaklar…
Dışardan bakılınca Türkiye’miz de “Jurassic Park” gibi görünüyor. Burada da dinozorlar bazen insanları kovalıyor bazen de birbirlerine karşı ölümcül savaşlara girişiyorlar. Tarih öncesi canavara benzeyen yirmi tonluk kamyonlar, ilkokul çocuklarının peşine düşüyor ve onların kemiklerini parçalamadan bırakmıyor. Meclis dinozorları birbirlerine karşı en büyük kavgaları veriyor ve saç saça baş başa kavgalara girişiyor. Aile içinde, işyerinde, politikada, ekonomide, sanat çevrelerinde, medyada herkes birbirinin gözünü oyuyor ve çoğu zaman bu kanlı savaşlar herkesin gözünün önünde oluyor. Gün oluyor, başları çok yükseklerde olan dev dinozorlar kendi aralarında kavgaya tutuşuyorlar. Çelik kafalarının birbirine vurması kulağımızda gümbürdüyor. Sıradan yurttaşın aklını başından alan canhıraş haykırışlar kaplıyor ortalığı. Kimi zaman basın devleri, televizyon şirketleri birbirine giriyor. Sonuçta herkes, koparmak, yırtmak, parçalamak ve düşmanın kanını içmek gibi tarihin derinliklerinde yitip gittiğini sandığımız içgüdülere geri dönüyor.
Dinozorlar 65 milyon yıl önce yok oldular. O günden beri insanoğlu yaşamını kültürle, sanatla, bilimle inceltmeye çalışıyor. Eğer bir yerde yaşam, hukuka ve kültüre dayanmıyorsa, orada kan dökücü dinozorların çoğalması kaçınılmaz olur. Seçmek bizim elimizde.
