Filmin durup durup başa sarıldığı ve değişik aktörlerle -bazen de aynılarıyla- tekrarlandığı siyaset sahnemizde yine tehditler ve korkularla dolu bir tepki seçimine gidiyoruz.Dikkat ederseniz halkta heyecan yok.Heyecan eksikliği, umut yokluğu demektir.Çünkü hiç kimse “Aman oyumu şu lidere, şu partiye vereyim de geleceğim pırıl pırıl olsun, çoluğum çocuğum kurtulsun!” diye gönül rahatlığıyla sandık başına gitmiyor.Herkesin ağzından dökülen cümle şu: “Aman ötekiler gelmesin de ne olursa olsun. İçimize sinmese de kerhen oylarımızı bir partide toplayalım.” Yazık! Koskoca ülkenin, cüce siyasetçiler elinde gelip dayandığı nokta bu.“Aman öcü gelir, ehven-i şer’i tercih edelim.” Ama unutmayalım ki bunun da bir bedeli var.Biz bu bedeli Refah-Yol hükümetinden kurtulurken ödemiştik.Hükümetten ürken ve korkan kitleler, “Aman bunlar devrilsin de kim gelirse gelsin” diyerek karşıtlarını desteklemişti.Bunun en ağır bedellerinden birisi Türkiye’nin gırtlağına kadar yolsuzluğa, hırsızlığa gömülmesi ve daha sonra iktidarı tekrar, devirdiği Erbakan’ın çocuklarına kaptırması oldu.Şimdi de buna benzer bir duruma karşı karşıyayız.İnsanlar oy verecekleri partinin ekonomik programını, liderlerinin inandırıcılığını, eğitim sağlık gibi temel hizmetlerdeki projelerini, deprem gibi yaşamsal bir konudaki düşüncelerini sormuyor.“Aman” diyor, “ötekiler gitsin de ne olursa olsun!” Korkarım ki bunun sonunda yine bir bedel ödeyeceğiz.Bedel bu sefer “içine kapanmış, kendini dünyadan koparmış, hatta bütün dünyayı kendisine düşman kabul eden üçüncü dünyalı bir Türkiye” olabilir.

Hani deveye sormuşlar; inişi mi seversin, yokuşu mu diye!O da “Yahu bunun düzü yok mu?” demiş ya bizimki de o hesap.Bu işin normali yok mudur? Türkiye ille de dinci ya da milliyetçi kamplara bölünüp, birbirinin kanına ekmek doğrayacak kadar kutuplaşmak zorunda mı?Daha kaç seçim, gönlümüzün istediğine değil de “ehven-i şer”e oy vereceğiz?Daha kaç seçim, geleceğe ait umutlarımız değil de geçmişe ait korkularımız bizi yönlendirecek?Bu ülkede çok zor günler gördüm ama “umut” denilen şeyin bu kadar yitip gittiğine hiç tanık olmamıştım.