Bütün pahalı Amerikan yapımları gibi “Terminator 2” nin de, kendi gelmeden ünü yayıldı. Seyirci, bu filmi izlemek için öyle hazırlandı ki, başlar başlamaz sinemaların önünde kuyruklar oluştu. İğne atsan yere düşmez kalabalıklar “yok edici“yi bir an önce görebilmek için sabırsızca bilet gişelerini hücum ettiler. Hem de yalnız New York‘ta, Londra’da, İstanbul’da değil. Dünyanın her köşesine, gelenekleri, kültürleri, görünüşleri, yemekleri, dilleri birbirine benzemeyen insanlar “yok edici “yi görmek tutkusunda buluştular. Amerikan sinemasının iri pazulu, aptal bakışlı çocuğu Arnold Schwarzenegger,“şiddetin evrensel tadı “nın yeni ilahı oldu. Üç-beş yıl önce de başka bir adaleli pehlivan Rambo adıyla ünlenmiş, karanlık salonlarda insanlara çığlıklar attırmıştı. Nedense, herkesi döven, bir vuruşta 30 kişiyi geberten bu kahramanlar hep Amerika’dan çıkıyor. Demek ki, Fransız, Hintli, Senegalli, Alman, Türk, Kürt, Arap ve diğer 72 buçuk millet, (niye 72 buçuk bilmem, ama hep öyle denir. Buçuk da çingeneymiş sözüm ona) Amerikalı kadar güçlü değil. Kaliforniya güneşinde, orta batının Mısır tarlalarında New York’un güngörmez sokaklarında yetişen delikanlılar “en kuvvetli, en kahraman, en cesur” oluyorlar. Oysa bize çocukluğumuzda hep “bir Türk’ün dünyaya bedel” olduğu iletildi. Koca Yusuf’un, Kurtdereli’nin bileğini kimse bükemez. Ama o zaman Rambo yoktu. Bu bakımdan Rambo, Kurtdereli Mehmet Pehlivanı yağlı kısbetinden kaldırıp, çevirir çevirir ve bir tropik ağacının gövdesine vurabilir miydi, yoksa bizim pehlivan Rambo’ya çift sarma uygulayıp kemiklerini un ufak fark eder miydi bilmem! Belki ileride bu verileri bilgisayara yükler ve Rambo’nun mu, Kurtdereli’nin mi daha kuvvetli oldu sorusunun cevabını ondan bekleriz. Şimdilik bu Amerikan pehlivanların tefrikaları, Murat Sertoğlu’nun yazdıklarını sollamış durumda. Gelelim Fahrettin Cüreklibatura. Yani resmi adaylık ismini bırakırsak “esas çocuk” Cüneyt Arkın’a . Yıllardır her önüne gelen Cüneyt Arkın filmlerine takılır. Onun adam dövmesiyle ve karete numaralarıyla ile alay eder. Oysa onun yaptığı da, Rambo ve Yok edici ile aynı. O da adam dövüyor, öldürüyor, ötekilerde. Tek fark Amerikan pehlivanlarının filmlerininin daha az titreyen bir kamerayla, daha keskin mercekle çekmek, ışıkları da ha iyi ayarlamak ve göz boyama efektlerini daha ustaca yapmak! Eee, o kadar fark da olsun birader! Adamlar, gittikleri yerde şehirler kurup, helikopterler uçururken, bizim gariban Yeşilçam ekibi sabaha karşı ayazda bir bardak çay bulabilirse şükür ediyor da yanında tek bu kaşarlı bir sandviç koyamıyor. Böylece geliyorum işim bam teline! Demek ki hangi delikanlının parası çoksa, ötekileri dövüyor. Bu yüzden de, bizim herkesi döven Cüneyt delikanlımız Rambodan dayak yemek zorunda.
Amerika’nın dünya çapındaki büyük film başarılarına dikkat edin: Çoğu şiddete, “yok etmeye“ dayanıyor. Oysa aynı ülke, dünyaya yayılma ve süper güç olma öncesinde, bu ideali yansıtan eserler veriyordu. Herman Melville in “beyaz balina” romanında Kaptan Ahab, bir büyük düşün imkansız gibi görünen bir serüvenin peşine düşmüştü: Aynen Amerikan ulusu gibi. Oysa şimdi tepemize “yok edici“ ler indiriyor.
Sinema yazarımız Ali Hakan’ın söylediğine göre, batı ülkelerinde “yok edici” filmine yaş sınırlamaları getirilmiş. Bizde ise hiçbir sınırlama yok. Zaten Türkiye’de sansür dediğin, çıplaklık ve sevişme ile ilgilidir. Şiddet kullanımı, sansür kavramı içine girmez. Oysa cinselliğin en uç noktası üremektir: Yani bir başka canın dünyaya gelmesi. Şiddet iste insan ortadan kaldırır. Hangisi daha tehlikeli dersiniz?
