Bu pazar size ilginç bir hikaye anlatmak istiyorum. Aslında hikayeden çok bir Anadolu söylencesi, bir kıssa… ve her kıssa gibi bin bir hisse çıkarmak mümkün. Hasan dağının doruğunda bir evliya yaşarmış. Aşağıda, kasabada da hamamda ateşe bakan bir külhanbeyi. Külhanbeyi bir gün evliyayı ziyaret etmek istemiş. Hamam külhanından bir mendile kor doldurmuş. Mendili bağlamış ve dağı tırmanmaya koyulmuş. İki gün iki gecede doruğa ulaşmış ve “Ya Pir!” demiş. “ Ben külhancıbaşı. Dergahını ziyarete geldim ve bu ateşi de sana hediye getirdim.” Evliya mendil içindeki kıpkırmızı harlı ateşi almış ve anlamış ki bu külhanbeyi boş değil. Ziyaret bitmiş ve külhanbeyi kasabaya, hamama dönmüş. Gel zaman, git zaman evliya da külhancıyı ziyaret etmeye karar vermiş. Bir mendilin içine, dağ doruğundan topladığı taze kar doldurmuş, mendili bağlamış ve iki gün iki gece de kasabaya inip hamama gitmiş. Külhanbeyi, hamam sıcağında, mendil içindeki karı alıp kabul etmiş ve bir sohbete dalmışlar. Bir süre sonra hamamdan çıkan kızlar önlerinden geçmeye başlamış. Evliyanın da ister istemez gözü takılmış kızlara. Ve mendil içindeki kar, o saniye eriyip su olmuş. Külhanbeyi, kıpkırmızı kesilen evliya ya dönmüş ve “ Yaa hocam!” demiş. “ Dağ başında evliyalık kolaydır da, hamamda hiç kolay değildir bu iş!”
Bu hikayeyi niye mi yazdım? Siyaset dışında kalan, özel yaşamını ve rahatını bozmak istemeyen ve bu yüzden görev almayan kişilerin, politikacılara karşı daha insaflı davranmasını sağlamak için. Ülke politikası, ekonomisi ve dış ilişkileri konusunda fikir yürütmek ve yazı yazmak ne de olsa fazla sorumluluk gerektirmeyen bir konumdur. İstediğiniz konudan söz açar, hoşunuza gitmeyen ya da net bir çözüm geliştiremediğiniz sorunlara değinmezsiniz. Bu yüzden kimse sizi suçlamaz. Kriz anlarında ani bir yargıya varmazsınız. Nasıl olsa düşünecek vaktiniz vardır. Olayların gelişmesini ve netleşmesini beklersiniz. Eğer öngörülerinizde haklı çıkmışsanız, “ben dememiş miydim!” diye kendinize pay çıkarırsınız. Gelişmeler sizi haksız çıkarmışsa hiçbir şey yapmanıza gerek yok! Sadece susarsınız, olur biter! Bu bir yumurta küfesi meselesidir. Sizin sırtınızda böyle bir küfe yok, benimkinde de. Ama politikacılar, arap sabunuyla kaplı mermer bir zeminde,rugan ayakkabıyla dans etmek zorundadırlar. Hele yönetimdekiler! Bir an kendinizi Başbakan olarak düşünün. Diyelim ki, yarın, yani Pazartesi günü saat 9’da başbakan olarak koltuğa oturdunuz. Odaya girenlerin hepsi hayati önem taşıyan kararlar vermenizi bekliyor. ” Efendim, İran silah yüklü gemiyi istiyor. Ne yapalım?” “Sayın başbakanım, doğuda karakol basıldı. Yirmi er öldü. Sıcak takip yapalım mı?” “ Efendim, bir devalüasyon ilan etmemiz şart.” “Beyefendi, Almanlara bir protesto notası hazırladık.” “ Efendim, tam da Alman kredisini alacağımız gün bu nota verilmese iyi olur.” Herkes sizden karar ve emir bekliyor. Hem de derhal. Yanlış vereceğiniz her kararın sorumluluğu size ait. Bu yüzden Mesut Yılmaz, yakan topu elinden bırakmış olmanın mutluluğunu yaşamıyor mu? Politikacılara insaflı davranalım. Çünkü onlar bizim gibi dağ başında evliyalık yapmıyor. Hamamda, hem de hamamın külhanında terliyorlar.
