Çarlık Rusya’nın aydınları Çil yavrusu gibi Avrupa’ya dağıldıktan sonra, Zürih’te, Londra’da, Berlin‘de, Paris’te durmadan çay içer ve “Rusya ana “ yı konuşurlarmış. Biz de yurtdışına her çıkışımızda, ister istemez ülkemizi batı ile kıyaslıyor ve nerede yanlış yaptığımızı düşünüyoruz. Buna rağmen başka türlü davranmak elimizden gelmiyor. Öylesine sorumlu ve angaje yetiştik ki özel yaşamımızın sorunlarıyla yetinmeyi ya da ülkeye sırt çevirmeyi beceremiyor, Türkiye’nin yaşadığı her olayın acısını içimizde kemiğimiz de duyuyoruz.
“ Nerede yanlış yaptık?” dedim. Doğrusu, “ Nerede yanlış yapıyoruz?” olmalıydı. Türkiye’yi herhangi bir batı ülkesi ile kıyasladığınız zaman, ülke olarak hiçbir eksiği yok. Hatta bir çok konuda fazlası var. Olağanüstü bir daha, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri, Roma’yı kıskandıracak kadar zengin bir tarih, üstüste birikmiş uygarlıklar, genç dinamik bir nüfus, Orta Doğu, Kafkasya ve Balkanlar arasında yer alan müthiş konum, bir cihan imparatorluğu geçmişi… Bütün bunlarla, azgelişmiş, boynu bükük bir ülke görüntüsü hiç bağdaşmıyor. Dünyanın en güzel denizlerine sekiz bin kilometre kıyısı olan ülke az gelişmiş olur mu? Hangi büyük imparatorluktan bu kadar cılız ve itibarsız bir ülke çıktı? Britanya, Fransa, Roma, Rusya, Çin egemenlikleri bugün de dünya güçleri arasında yer alıyor. Osmanlı İmparatorluğu bunlardan daha büyük, daha görkemli bir modern devlete dönüşmeliydi ama dönüşemedi. Avrupa’ya işçi ihraç eden, milli gelirini bir türlü yükseltemeyen, eğitim, sağlık gibi temel fonksiyonları bozuk bir ülke haline geldik. Üstüne üstlük 200 yılı aşkın bir süredir amaç edindiğimiz ” Batılılık” iddiasından da vazgeçiyoruz ve Avrupa bizi dışlıyor.
Bütün bu olumsuzluklar elbetteki ülkenin suçu değil. Türkiye’nin az gelişmişliği ne topraklarının verimsizliğinden kaynaklanıyor ne de olanaksızlıktan. Turizimle, tarımla, sanayiyle, madencilikle kalkınabilecek olan Türkiye’nin bu hale düşmesindeki tek neden, kafalar. Azgelişmişlik bizim kafalarımızın içinde. Sanki hepimizin beynine bir “azgelişmişlik kilidi” yerleştirilmiş. Bir türlü kilidi açıp akılcı düşünceye geçemiyoruz.
İşin feci yanı da az gelişmiş bir kafanın, azgelişmiş olduğunu anlayamaması. Anlasa öyle olmazdı ki zaten! Bu yüzden Ankara’nın siyasi hır gürü , İstanbul’un mafya-sermaye dişlileriyle, artık iyice paslanmış ve sıkışmış olan devlet çarkını gacır gucur çevirmeye çalışıyoruz.
