Bir fidan dikersiniz. Yıllarca bakarsınız ona. Sularsınız. Sert rüzgârlara karşı destek koyarsınız. Zararlılara karşı ilaçlarsınız. Aradan yıllar geçer ve ağaç büyük gelişir. Sonra eline baltayı olan herhangi biri, ağaca iki dakika içinde deviriverir. 20 yılda yetişen ağaç 2 dakika içinde yok olmuştur. Bu yüzden olumluluk zordur. Güzelliği, sevgiyi, barışı, dostluğu yaratmak güç ve zaman alan bir iştir. Bunların tam tersini yapmak ise çabuk ve kolay! Bir güzelliği hemen yok edebilirsiniz. Çünkü güzellik narindir. Sevgiyi incitebilirsiniz. Çünkü sevgi kırılgandır. Yıllarca uğraşarak elde edilen bir barışı, birkaç bombayla baltalayabilirsiniz. İyilik zordur, kötülük ise kolay!

İçinde bunca değişik kültür ve inancı barındıran toplumumuz, kendisini yüzyıllarca ayakta tutan bir maya oluşturmuş kendisine. Bu uğurda nice acılar çekilmiş, ne emekler harcanmış. Türkiye’nin sentezi, yüzyıllar içinde boy veren bir ağaç gibi yeşermiş, dallanıp budaklanmış. Şimdi bu ağacın köküne baltayı indiriyorlar. Hem de cinayet gözümüzün içine baka baka işlenmekte.

Yazılarımız boşa mı gidiyor, yoksa hiç olmazsa bir iki kişinin zihninde yer ediyor mu bilmiyorum ama Cumartesi akşamı “ Siyaset Meydanı“nı izlerken bir garip burukluğa kapıldım. Bu köşede aylardan beri tehlikeli kutuplaşmalara dikkat çekmeye çalışıyoruz. Diyoruz ki, “Türkiye’de üç kesim yükseliyor: Kürt milliyetçiliği, Siyasal İslam ve bunları tepki biçiminde gelişen Türk milliyetçiliği. Türk milliyetçiliği solu ve sağı içine alan bir silah gibi kullanılmak isteniyor. Bu kutuplaşma Türkiye’nin bütün dengelerini altüst eder ve bizi bir kan banyosuna götürür.” Siyaset Meydanı‘ nda ne yazık ki görüşlerimizin doğrulandığını görüyoruz. Konu, artık sağ-sol çelişkisinde ele alınmıyor. Devletle bütünleşmiş bir milliyetçilik silahının, yurtseverlikle ilgisi olmadığını anlatıyoruz. Ecevit“ Bunlar ulus sevmez yurtseverler!” diyor. İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı ise “Ecevit çok haklı.” diyerek destekliyor onu.“Bunlar ulus sevmez yurtseverler!” Bülent Ecevit’le, Ülkü Ocakları Başkanı ve bir çok konuda ayrı ayrı düşünürler kuşkusuz. Ama “Türk milliyetçiliği” konusunda bir araya geliyorlar. Bizim de anlatmaya çalıştığımız bu!

Oysa bizim derdimiz kimseyle polemiğe girişmek değil. Siyasi ihtiras taşımayan bir yazar olarak sorumluluğumuzu yerine getirmek ve uyarı görevimizi yapmak. Önümüzdeki yıllarda bu yazıları yeniden gündeme getireceğim. Dileğim o ki: “Yükselen milliyetçilikler arasındaki kapışmadan korkuyordum ama ne mutlu bize ki bu tuzağa düşülmedi.” İnanın, ömrümün en mutlu özür dilemesi olur bu!