BİRKAÇ gündür aklımda bir fıkra ile iki mektup var.

Güneydoğu'dan terör kaynaklı bir fıkra ile Goethe ve Beethoven'ın birer mektubu.

Bunların birbiriyle ne ilgisi var diyeceksiniz.

Yok aslında!

Daha doğrusu yok gibi görünüyor ama değişik dönemleri ve uygarlık biçimlerini karşılaştırmak bakımından ilginç ipuçları veriyor.

***

GÜNEYDOĞU'daki ıssız bir dağ köyünü PKK basmış.

Bir militan, yaşlı bir karı - kocayı köyün dışına çıkarmış ve tüfeğini önce kadına doğrultmuş. Zavallılar, gözlerini yummuş ölümü beklerken birden PKK'lının bir soru sorduğunun farkına varmışlar.

Kadına "Senin adın ne?" diye soruyormuş.

Kadıncağız tam kafasına yönelmiş namluya bakarak "Ayşe!" diye mırıldanmış.

Bunun üzerin militan duraklamış ve bir süre düşündükten sonra "Benim anamın adı da Ayşe!" demiş. "İçim bi tuhaf oldu. Sana kıyamadım. Canını bağışlıyorum."

Sonra tüfeği yaşlı adama doğrultmuş.

"Peki, senin adın ne?" diye sormuş.

Adamcağız titreyerek cevap vermiş: "Vallahi benim adım Ahmet ama köyde herkes bana Ayşe der!"

***

BU fıkrayı, Yunan adaları turnemiz sırasında kanun üstadı Halil Karaduman anlattı.

O günden beri düşünüyorum ve dünyada bundan daha acı, daha zalim bir fıkra duyduğumu hatırlamıyorum.

Güneydoğu'daki insan ilişkilerini, şiddete, zulme ve korkuya dayalı yaşamı müthiş bir berraklıkla anlatıyor.

***

BİR başka dönem!

Yine insan ilişkileri söz konusu.

Büyük besteci Ludwig Van Beethoven, büyük yazar Goethe'ye bir mektup gönderiyor.

"Ekselans," diye başlıyor mektubuna.

Ve devam ediyor: "Tıpkı benim gibi size büyük hayranlık besleyen bir arkadaşın, hemen yola çıkmak üzere olması, size uzun yılların birikimi olan şükranlarımı sunmam için bana ancak birkaç dakikalık zaman bırakıyor... O olağanüstü Egmont'u okur okumaz içimi saran ateşle ele aldım ve sizinle düşünüp, sizinle duyarak müziğe aktardım. Onu nasıl bulacağınızı çok merak ediyorum. Eleştirilerinizi de gerek kendim, gerek sanatım için yararlı olacakları düşüncesiyle en büyük iltifat sayacağım." Ekselanslarının büyük hayranı Ludwig van Beethoven.

Büyük besteci, büyük yazarın Egmont eseri için yazdığı müziği böyle takdim ediyor.

Büyük yazar ise bir süre sonra besteciye cevap veriyor ve müziği için teşekkür ettikten sonra onu Weimar'a davet ediyor: "Önümüzdeki kış, tiyatromuzda adı geçen parça oynanırken, müziği de birlikte vermeyi düşünüyorum. Böylelikle yalnız kendime değil, yöremizdeki sayısız hayranlarınıza da büyük bir şölen sunmuş olacağım... Onurunuza yakışır şekilde karşılanacağınızdan hiç kuşkunuz olmasın."

***

GÜNEYDOĞU fıkrası ile iki büyük sanat ustası arasındaki yazışmayı neden yanyana getirdiğim sorulabilir.

Ama bunların hepsi insan hikayeleri. Aynı fizyolojiye, aynı biyolojik kurallara bağımlı, ölümlü insanların öyküleri.

Aralarındaki fark sadece gelişmişlik ve uygarlık düzeyleri.

Bir kesim, dünya üzerinde kaldığı kısacık süreyi hem kendine, hem başkalarına zehir etme yolunu seçerken, diğerleri sanatın ve kültürün incelttiği uygarlık ışığında karşılıklı saygıya, takdire ve yüceltmeye dayanan bir anlayış sergiliyorlar.

Ve aralarındaki en önemli fark, kültür farkı!

Bu da kültürün toplumlar için vazgeçilmez bir temel olduğunun kanıtı değil mi?

NOT: Yukarıdaki mektuplar Milliyet Kitapları arasında çıkan "Goethe Mektuplar"dan alınmıştır. (Çev. Melahat Togar)