Sabah Kurtuluş’taki Şenyaylar Stüdyo’ya gittim. Yeni albümün şarkıları aylardır burada kaydediliyor. Eski Tatavla’dan eser kalmamış olsa bile ilginç bir semt burası. Şimdi Dört Mevsim Lokantası’nın bulunduğu yer eskiden sirkmiş. Stüdyonun arkası da ünlü Despina meyhanesi. Şimdi yine kozmopolit bir hava var burada. Ama Rumlar ve Ermeniler yerine doğu illerinden gelenlerin yarattığı bir atmosfer bu. Akşamüstü altı buçuğa kadar stüdyoda çalıştık. Sonra Habertürke gittim. Canlı yayında Özlem Gürses’in konuğu oldum. Ne kadar hoş, akıllı, aydın bir hanım bu. Beni alışık olmadığım iltifatlara boğdu, Türk sanatçıları iltifata aşina değildir. Bunu da kendisine söyledim. Program bitince beni havaalanına götürdüler. Uçak beklerken Ersin Arıoğlu’nu gördüm. Bu birikimli ve tatlı dostla sohbet ettik. Yapı Merkezi olarak Dubai metrosu ihalesini kazandıklarını söyledi. 2.7 milyar dolarlık bir iş. Bu uluslararası başarıyla sevindim, gurur duydum. Sonra Ankara uçağı kalkacağı için Ersin Bey ayrıldı. Ben de polis arkadaşlarla sohbet ettim. Uçak gecikiyordu. Trafik yoğun olduğu için 45 dakika inemeden havada dönüp durmuş. Sonunda binebildik. Olympic Havayolları’na ait pervaneli, küçük ve rahatsız bir uçakta İstanbul Selanik arası bir buçuk saate yakın sürdü. Selanik Havaalanı’nda bir taksi şoförü karşıladı beni. Vakit gece yarısını geçiyordu. Valizimi aldı, kirli bir taksiye gittik. Şoför Yunancadan başka dil konuşmuyordu. Çat pat anlaşabildik. Birçok geleneksel Akdenizli erkek gibi hafif göbekliydi, saçları dökülmüştü. Kahverengi, kareli, kısa kollu buruşuk bir gömlek giyiyordu. Otoyolda giderken eline bazı kağıtlar aldı ve direksiyon üstünde form doldurmaya başladı. Uçağın bir saat geciktiğini kaydediyordu. Otomobil tehlikeli bir şekilde yalpalayınca uyarmak zorunda kaldım. Daha sonra sol eliyle direksiyonu tutmaya devam edip, sağ eline bir tespih aldı. Bizdeki hapishane usulü, parmaklarının arasında çevirerek şaklatmaya başladı. Neyse; saat 1’e yaklaşırken sağ salim Electra Palas’a geldik. Daha önce bu otelin önündeki Aristoteles Meydanı’nda konser vermiştim. Bu yüzden beş yıldızlı Electra otelini biliyor ve biraz dinlenebileceğimi tahmin ediyordum. Çünkü cuma günü Selanik Kitap Fuarı’nda konuşma yapacak ve sabahtan akşama kadar 6 gazete ile 2 televizyona mülakat verecektim. Odama girdim. Berbat bir havalandırma gürültüsü geliyor. Uyumama imkân yok. Sabahın o saatinde otel yetkililerine derdimi anlattım ama bir çare bulamadılar. Otel dolu olduğu için odamı da değiştiremediler. Ben de bu uykusuz gecede oturup bir günümün hikâyesini yazdım.