Fransa ve Hollanda’nın “Hayır!” kararı sizi şaşırttı mı? Eğer birkaç yıldır bu köşeyi okuyanlardansanız, şaşırtmadığını sanırım. Çünkü bu gelişmelerin olacağını döne döne anlatmaya çalışmıştık. Her şey çok açıktı aslında. Görünen köy kılavuz istemiyordu ama gerçeği duymaktan hoşlanmayan çevreler kulaklarını tıkayıp, “wishfull thinking” yapmaya yani niyetlerine göre düşünmeye devam ettiler. İşte sonuç ortada. Brüksel dönüşü büyük kutlamalar düzenleyen hükümet Türk halkını bugün de yanıltmaya çalışıyor: Referandumların Türkiye’yle ilgisi yok diyor ama artık güneşi balçıkla sıvamak zor. Artık ne olur başımızı kumdan çıkarıp bir gerçeği görelim ve yeni stratejimizi buna göre oluşturalım: Avrupa halkları Türkiye’yi; 1. Tanımıyor 2. istemiyor 3. Bu ülkeden korkuyor Bu engelleri aşmak çor zordur. Jacques Segela Fatih Altaylı’ya durumu çok güzel açıklamış, Fransız halkının ne düşündüğünü söylemiş. Benim gibi birçok nedenle bir ayağı yurt dışında olan ve orada politikacısından gazetecisine, sanatçısından iş adamına kadar birçok kişiyle bu konuyu tartışan birisinin yana yakıla anlattıklarına nedense kulak asılmadı pek. Şimdi sonuç hayal kırıklığı. Kendinizi bir an benim yerime koyun: Bir Avrupa kentinde; ya Avrupa Konseyi’nin ya Avrupa Parlamentosunun ya da benzeri bir kuruluşun düzenlediği toplantıdasınız. Resmi toplantıda yetkililer akşama kadar Avrupa’nın Türkiye’yi kabul ermesi gerektiğini söylüyorlar. Akşam o kentin ilginç bir lokantasında buluşuyorsunuz. Şaraplar içiliyor, yüzler biraz kızarıyor, şakalar ve fıkralar birbirini kovalamaya başlıyor. Tam o anda soruyorsunuz: “Türkiye’nin üye olacağına gerçekten inanıyor musunuz?” Gündüz olumlu konuşan o çok önemli ve ünlü adam bir kahkaha atıyor, kadehini kaldırıyor ve “Aziz dostum, Avrupa hiç intihar etmek ister mi?” diyor. Ertesi gün Türkiye’ye dönüyorsunuz. Gazeteler Avrupa’nın niçin Türkiye’siz yapamayacağına dair yorumlarla dolu. Hükümet, Avrupa bize bayılıyor, elimizi sıktı, sırtımızı okşadı övünmeleriyle dolu. Diplomatlar “Avrupa kendisini bağladı, geri dönemez!” diye bu işe oldu bitti gözüyle bakıyor. Ya referandum diyorsunuz, ya Fransa, ya Merkel? Bunları nasıl açıklıyorsunuz? Ama insanlarımız duymak istemediği şeyi duymuyor. Referandum sürpriz değil ki! Geçen yıl TBMM’de konuşan Romano Prodi bunu açık açık söyledi: “Hükümetleri ikna etmek yetmez, Avrupa halklarını tek tek ikna etmeniz gerekir” dedi. O zaman bu söze dikkat çekmeye çok çalıştık ama yine havanda su dövdük; mecliste Prodi’nin yarı beline kadar eğilmesi, önemli sözlerinden daha çok yankı yaptı. Şimdi geçmiş yazıların ışığında, bugün yine uyarmak istiyorum. Hiç kimse kendini kandırmasın: Fransa ve Hollanda’daki “hayır” cevaplarında Türkiye korkusunun rolü büyüktür. Hükümetler kendi kamuoylarının aksine hareket edemezler. Türkiye hiç hayale kapılmasın. Bu iş yıllardır söylediğimiz, yazdığımız gibi bir “özel statü” ye gidiyor.