Bugün Selanik’e gidiyorum. Kitap fuarına katılacağım; Mutluluk’un Yunanca baskısı dolayısıyla söyleşilere katılacağım. Ve ne yazık ki bir kez daha bu kentten, uygarlığımızın izlerinin süratle silinmiş olduğunu göreceğim. Mustafa Kemal’in sokaklarında dolaştığı, genç subaylar arasında ihtilalci fikirlerin yeşerdiği, suikastler, fedailer, komitalar, komitacılar, grevler şehri Selanik. Abdülhamid’in Alatini Köşkü’nde sürgün tutulduğu efsanevi kent. Tek bir kurşun atmadan teslim edilen Osmanlı serhaddi. Abdülhamid, anılarında İttihatçılar için diyor ki: “Bunlar Selanik’! verip kurtulmaya çalışıyorlar. Oysa Selanik giderse bütün imparatorluk kaybedilir.” Bu kente birçok kez gittim. Son gidişim şehrin merkezindeki Aristoteles Meydanı’nda konser vermek içindi. Balkan Festivali kapsamındaydı galiba. Size yabancı olan bir şehirdeki salon konseri kolaydır ama açıkhava konserlerinde, sesiniz o yabancı gökyüzüne doğru yükselirken kendinizi bir garip hissedersiniz. Barcelona’da da böyle olmuştur, Sevilla’da da. Öyle ya, yabancılar bir köşeye saklanmalı değil mi; meydanlara pek çıkmamalı. Ama Selanik, bize gerçekten yabancı mı?Daha doğrusu nasıl olur da bu kadar kısa zamanda yabacılaşabilir? İzmir’e benzeyen, kordonuyla ve Beyaz Kule’siyle ünlü bu kent, cumhuriyetimizi oluşturan özgürlükçü fikirlerin gergef gibi işlendiği bir merkez değil miydi?Ama ne yazık ki aradan yüz yıl bile geçmeden Selanik’teki Osmanlı izleri, tepeye doğru, terk edilmiş bir Müslüman mahallesi olarak kalmış. Doğu Avrupa’daki diğer şehirlerde görüldüğü gibi Osmanlı medeniyeti silinip gitmiş. Silinmesinde dünyaya kapalı olmanın, fikirlerden korkmanın ve kendini koruma refleksiyle özgür tartışmayı yasaklamanın çok büyük rolü var. Son örneğini Boğaziçi Üniversitesi konusunda gördüğümüz bir tutum, bizi bugünlere kadar getirdi, daha da sürüklemeye devam ediyor. Üç üniversite bir araya gelip, kendi kararlarıyla bir konuyu tartışamayacaklarsa ne o kurumlara üniversite denebilir, ne de o ülkeye demokratik sıfatı takılabilir! Konunun tartışılmasından korkmak, sessiz bir suçluluk tavrını önceden benimsemek demektir. Bence tartışmaktan değil tartışamamaktan korkalım.