Ben bir keçiyim. Bu güzelim dünyaya kendi iradesiyle gelmeyen, bir ananın doğum sancıları çekerek doğurduğu, ılık ve lezzetli sütüyle besleyerek büyüttüğü ve her nasılsa insanların gözünden uzak yaşadığı için, daha on beş günlük bir bebekken boğazlanıp, derisi yüzülerek ateşte kızartılmaktan kurtulmuş bir keçi. Ailem, kardeşlerim ve arkadaşlarımla birlikte en büyük şansımız, insan denilen canavarın gözünden uzakta, Ege denizinin muhteşem maviliğiyle kuşatılmış bir adada yaşıyor olmaktı. Bizim de insanlar gibi gözlerimiz, kalbimiz, karaciğerimiz, ayaklarımız, beynimiz var. İnsanlardan tek farkımız, onlar gibi konuşamamak ve daha başka tekniklerle anlaşıyor olmak. Bir başka farkımız da onlar gibi hemcinslerimize işkence yapmamak, işkence ve öldürme amaçlı özel aletler geliştirmemek.
***
Dünyada iyi insanlar da yok değil. Bazı insanlar zaman zaman bize su ve yiyecek getirirlerdi. Onlar sayesinde hiç açlık ve susuzluk çekmezdik. Zaten keçi dediğin, bu dünyaya geldikten sonra yiyecek ot, içecek su ve soluyacak hava buldu mu daha ne ister? Mutlu olmak için bunlar yeter de artar bile! Hele bir de çevrelerinde gördükleri her canlıyı yok etme ve boğazlayıp yeme alışkanlığında olan, bazen de diğer canlılara sebepsiz yere işkence yapmaktan zevk alan insan soyundan uzak kalırsa, doğal ömrünü tamamlama şansına kavuşur. Biz de güzelim adamızda sürüler halinde dolaşarak, yalçın kayalıkların üzerinde sekerek, mevsimi geldiğinde çiftleşerek yaşayıp giderken birden dünya başımıza yıkılıverdi.
İNSANOĞLUNUN DELİLİKLERİ
Bir gün gürültüden gökyüzü başımıza geçti sandık. Havada demir kuşlar uçuşuyor, korkunç gürültüler çıkararak başımızın üzerinde dönüp duruyorlardı. Sonra cehennem patırtılarıyla, adamıza çıkanlar oldu. Ellerinde mavi bir bez vardı. Bunu kayalıklara diktiler. Daha sonra yine cehennem gürültüleriyle başkaları geldi. Onlar da mavi bezi kaldırıp, yerine kırmızı bez diktiler. Çevremizde gemiler dönüp duruyordu. Korkudan ne yapacağımızı şaşırdık, oradan oraya koşuşturmaya başladık. Daha sonra büyük bir sessizlik oldu. Ama bu kez de adaya kimse gelmemeye başladı. Bunun o ayrı renkteki bezlerle ilgili olabileceğini seziyorduk. Önce suyumuz bitti. Kardeşlerim, gözümün önünde sapır sapır ölmeye başladılar. Karşı sahile bakan sarp kayalıkların üstüne çıkıp, saatlerce denizden gelecek dost insanları gözlemeye koyulduk. Günlerce bekledik. Kimse gelmiyordu. O iyi insanlar, nedense bizi terk etmişlerdi. Şu anda hepimiz can çekişiyoruz. Açlıktan ve susuzluktan ölmek üzereyiz. Dün gece açlık ve susuzluktan yarı baygın uyurken bir rüya gördüm. Karşı sahilden Saynur adlı bir hanım ve arkadaşları, tepeleme su ve yiyecek dolu kayıklarla bize doğru geliyorlardı. Rüyamı hemen arkadaşlara anlattım. Şimdilik tek umudumuz bu. Gözümüzü sahile dikmiş, bu dünyada hala merhamet duyabilen, delirmemiş insanların var olduğunu umarak, bekleyip duruyoruz.
