YAŞAR Kemal'le birlikte benim arabaya bindik. Yardımcım Bahattin'e "Yaşar abin mahkum oldu biliyor musun?" dedim.
İnanmak istemedi. "Olmaz böyle şey!" dedi. Şaka yapıyoruz sandı.
Sonra baktı ki iş ciddi, Yaşar Kemal'e döndü ve "Yaşar amca" dedi "Sen bu millete iyilik yaptın, onun için mahkum ediyorlar. Eğer milletin parasını çalsaydın, kötülük yapsaydın ödül verirler, bakan yaparlardı."
Yaşar Kemal kahkahayla gülerek, kocaman bir "Sağol Bahattin!" patlattı.

SONRA bizim eve gittik. Akşam yemeğine Financial Times gazetesinin ünlü yazarı Edward Mortimer gelecekti.
Devlet Güvenlik Mahkemesindeki duruşmayı Mortimer'le birlikte izlemiş ve savcının beraat istemesi üzerine, herşey iyi sonuçlandı sanmıştık.
Meğer yanılmışız.
Akşam Hasan Cemal ve Cengiz Çandar da geldiler. Geç bir vakitte, Londra Polygram plak şirketinin başkan yardımcısı Şevket Gözalan da katıldı.
Masada Yaşar Kemal, neler anlatmadı neler.
Çakırcalı ve Kara Sait Paşa macerasından, en yakası açılmadık

Çukurova hikayelerine kadar, çavlan gibi öyküler dökülüyor. Herbiri de binbir yer, çiçek, böcek, hayvan, rüzgar ismiyle dolu.
Tabi bütün bunları Edward Mortimer'e çevirmek de bizlere düşüyor.
Bir süre sonra çevirmekten yorulup da bıraktığımızda Mortimer, Yaşar Kemal'in Türkçe hikayelerini dinlemeye devam ediyor.
Sonra "milliyetçilik" kavramından konuşuyoruz. Mortimer, Karl Deutsch'un tanımını aktarıyor bize "Millet, ortak düşmanlara karşı, kendi kimliğinden ve kökeninden kuşku duyan insanların bir araya gelmesinden oluşan topluluk."

ERTESİ gün doktor Eser Alptekin'le birlikte "mahkum gezdirme"ye çıkıyoruz.
Eser, seçimlerden önce, Yaşar Kemal'i Mesut Yılmaz'la görüştürmüş olan ortak dostumuz.

Şakalaşarak, hapisane hangimizin sigara, hangimizin meyva götüreceğini tartışıyoruz.
Bu sırada, lokantada, o telde bizi görenler, gelip ne kadar üzüldüklerini, karardan ne derece utanç duyduklarını anlatıyorlar. Ellerinden bir şey gelmeyeceğini soruyorlar.
O sırada dünya basını Yaşar Kemal'in peşinde. Thilda eve gelen görüşme taleplerinden, fakslardan boğulmuş vaziyette.
Yaşar Kemal, hiç bir röportaj talebini kabul etmiyor.
İçerde de dışarda da, bu mahkumiyeti kullanmak niyetinde olmadığı için, suskunluğu tercih ediyor.

İNANMAYACAKSINIZ ama karardan sonraki iki gün boyunca Yaşar Kemal'le, davadan çok az sözediyoruz. Sohbetlerin çoğu gene her zaman olduğu gibi edebiyat üstüne: Dostoyevski, Harut ve Marut hikayesi, Talas'ta gençliğin de rastladığı bir adamın trajedisi, hiç yayınlanmamış olan Kısa Çöp piyesi, saatler süren konuşmaların belkemiğini oluşturuyor.
Diyor ki "Öyle uzun zamandan beri sadece edebiyat düşünüyorum ki artık başka bir konuda konuşmak elimden gelmiyor."
Şaşırtıcı ama doğru.
İşte size bir mahkumun iki günü ve Türkiye'den düşünce özgürlüğü manzaraları...