1654 yılında, bir kış günü Mele-
koğlu Ahmed efendi, Istanbul'un
kurşuni gökyüzüne baktı baktı ve içi
nin sıkıntısını gidermek için nargilesini
höpürdetmeye koyuldu.

Memlekette işler hiç de iyiye gitmi-
yordu. Asker ayaklanmıştı. Memalik-
i Şahane-i Osmani'nin selameti için
vezir İpşir Paşa katledilmişti.

Valiler, kadılar halkın elinde olan
para ve mallarına el uzatıp, zulüm ile
Allah'ın kullarının emval ve eşyasını
gasbetmeye başlamışlardı.

Züyuf akça hasıl olmuş ve para pu-
la dönmüştü.

Hazine, devletin borçlarını karşıla-
yamıyordu.

Melekoğlu Ahmed efendi, derin
bir kaygıyla göğüs geçirdi ve "Yarab-
bi, sen sonumuzu hayreyle. Ne o-
lacak bu memleketin ahvali?" di-
ye bir zaman söylendi.

***

Yüzlerce yıl sonra Melekoğlu Ah-
med efendi ahfadından Melekzade
Tevfik bey, İstanbul'un çiseleyen
yağmuruna baktı ve reji tütününden
bir sigara sararak; "Ooof, of" diye
inledi.

Evi, Boğaziçi'ne nazırdı ama uzun
bir süredir Boğaz'ın mavi sularına
bakmayı yüreği kaldırmıyordu. Çünkü
İngiliz muhripleri demirlemişti. Nazlı
Istanbul işgal altındaydı. Yüzyıllardır
çeşitli gailelerle uğraşan İmparatorlu-
ğun sonu gelmişti galiba.

"Halimiz ne olacak? Düşman
elinde mi kalacağız yarab?" diye
epey ah-u zar etti.

***

Bir kaç yıl sonra Tevfik beyin bü-
yük oğlu Melekzadeler den Ercü-
ment bey, ordudaki adıyla Ercü-
ment Sakarya, cephede arkadaşla-
rıyla sohbet koyulturken, "Düşman"
dedi "Anadolu'nun içlerine kadar i-
lerledi. Topumuz, tüfeğimiz, teçhizatı-
miz yok. Allah hemen muinimiz olsun
ama vaziyet vahim görünüyor arka-
daşlar. Maazallah, kötüsü gelirse aziz
vatan toprağını kaybetmek de var."

***

Aradan kırk yıl geçti ve Ercüment
beyin küçük oğlu Ahmet Melekoğ-
lu, Ankara'daki apartman dairesinde
oturup, akşamüstü gittikçe kararan
şehrin siluetini süzdü ve karısına dö-
nerek "Çok endişeliyim Mürvet."
dedi. "Galiba bir ihtilal yaklaşı-
yor. Memleket nümayişten, kar-
gaşadan baş alamıyor. Adnan be-
yin ise hiç bir şeye aldırdığı yok.
Çok endişeliyim."

***

1993 yılında Ahmet beyin oğlu
Can Melekoğlu, İstanbul'daki evin-
de camın önünde durdu. Bir yangın-
da kül olan Melekzade konağının ye-
rine yapılmış apartmanlardı bunlar ve
Can bey, farketmeden yüzlerce yıl
önce dedesinin boğaza baktığı nokta-
da duruyordu.

"Bir yandan enflasyon" diye dü-
şündü, "Bir yandan terör! Batıyor
Muyuz nedir?"

***

Karanlık günler yaşıyoruz.

Ne var ki bu satırların yazarı başta
olmak üzere hepimizin zaman zaman
içine düştüğü umutsuzluk çare değil.

Bu ülkeyi, bu güne kadar hepimizin
ona duyduğu aşk derecesindeki bağlı-
lık yaşattı.

Bundan sonra da böyle olacak.