1654 yılında, bir kış günü Melekoğlu Ahmed efendi, İstanbul’un kurşuni gökyüzüne baktı baktı ve içinin sıkıntısını gidermek için nargilesini höpürdetmeye koyuldu. Memlekette işler hiç de iyiye gitmiyordu. Asker ayaklanmıştı. Memalik- i Şahane-i Osmani’nin selameti için vezir İpşir Paşa katledilmişti. Valiler, kadılar halkın elinde olan para ve mallarına el uzatıp, zulüm ile Allah’ın kullarının emval ve eşyasını gasp etmeye başlamışlardı. Züyuf akça hasıl olmuş ve para pula dönmüştü. Hazine, devletin borçlarını karşılayamıyordu. Melekoğlu Ahmed efendi, derin bir kaygıyla göğüs geçirdi ve “Yarabbi, sen sonumuzu hayreyle. Ne olacak bu memleketin ahvali?” diye bir zaman söylendi.

Yüzlerce yıl sonra Melekoğlu Ahmed Efendi ahfadından Melekzade Tevfik bey İstanbul’un çiseleyen yağmuruna baktı ve reji tütününden bir sigara sararak “Ooof, of diye inledi. Evi, Boğaziçi’ne nazırdı ama uzun bir süredir Boğaz’ın mavi sularına bakmayı yüreği kaldırmıyordu. Çünkü İngiliz muhripleri demirlemişti. Nazlı İstanbul işgal altındaydı. Yüzyıllardır çeşitli gailelerle uğraşan İmparatorluğun sonu gelmişti galiba. “Halimiz ne olacak? Düşman elinde mi kalacağız yarab?” diye epey ah-u zar etti.

Birkaç yıl sonra Tevfik beyin büyük oğlu Melekzadeler’den Ercümet bey, ordudaki adıyla Ercüment Sakarya, cephede arkadaşlarıyla sohbet koyulturken, “Düşman”, dedi “Anadolu’nun içlerine kadar ilerledi. Topumuz, tüfeğimiz, teçhizatımız yok. Allah hemen muinimiz olsun ama vaziyet vahim görünüyor arkadaşlar. Maazallah, kötüsü gelirse aziz vatan toprağını kaybetmek de var.”

Aradan kırk yıl geçti ve Ercüment beyin küçük oğlu Ahmet Melekoğlu, Ankara’daki apartman dairesinde oturup, akşamüstü gittikçe kararan şehrin siluetini süzdü ve karısına dönerek “Çok endişeliyim Mürvet. dedi. “Galiba bir ihtilal yaklaşıyor. Memleket nümayişten, kargaşadan baş alamıyor. Adnan beyin ise hiçbir şeye aldırdığı yok. Çok endişeliyim.”

1993 yılında Ahmet beyin oğlu Can Melekoğlu, İstanbul’daki evinde camın önünde durdu. Bir yangında kül olan Melekzade konağının yerine yapılmış apartmanlardı bunlar ve Can bey, fark etmeden yüzlerce yıl önce dedesinin boğaza baktığı noktada duruyordu. “Bir yandan enflasyon” diye düşündü, “Bir yandan terör! Batıyor muyuz nedir?”

Karanlık günler yaşıyoruz. Ne var ki bu satırların yazarı başta olmak üzere hepimizin zaman zaman içine düştüğü umutsuzluk çare değil. Bu ülkeyi, bugüne kadar hepimizin ona duyduğu aşk derecesindeki bağlılık yaşattı. Bundan sonra da böyle olacak.