Galatasaray zaferinden sonra niye bu kadar sevindik, niye bu kadar coştuk biliyor musunuz? Çünkü buna ihtiyacımız vardı. Böyle bir zafere susamıştık. Terörle, enflasyonla, krizlerle boğuşan Türk halkı, Avrupa’da adının sadece uyuşturucu kaçakçılığı, terör ve işkenceyle anılmasından bıkmıştı. Bu yüzden sokaktaki genç, yılların hıncını almak ister gibi “Al işte gör bizi Avrupa!”diye bağırıyordu. İnsanlar ağlıyor, yediden yetmişe silahlı Türk milleti tabancalarını gökyüzüne boşaltıyordu. Bundan ne zevk aldıklarını anlamıyorum. Bir sevinç ifadesi nasıl gökyüzünü kurşuna dizme eylemine dönüşür bilmiyorum ama bilinçaltımızda çapraşık kökleri olsa gerek bu davranışın.

Aslında Türk insanı bu kadar da başarı yoksunu değil ama kendi durumunu bilmiyor. Biz yıllardan beri Avrupa’da en üst düzeyde temsil ediliyoruz. Romancılarımızın kitapları Batı vitrinlerini süslüyor. Klasik müzikçilerimiz, dünyanın en ünlü salonlarında konser verip, şarkı söylüyor. Carnegie Hall’dan Scala’ya, Gallimard yayımevinden Bestseller listelerine uzanan başarılı Türkler var. Nedense bu başarılar halkın gündemine girmiyor ve tek başarı futbol konusunda alınır yanılgısına düşülüyor. Çünkü halkın gündeminde sanat yok. Kendi gündemine almadığı bir konudaki uluslararası başarı da onu ilgilendirmiyor. Bir Türk orkestra yöneticisi New York Filarmoni’nin yöneticiliğine atansa halkımız tınmayacak. Oysa böyle bir gelişme, Galatasaray’ın zaferinden çok daha büyük ve kalıcı bir başarı olurdu doğrusu.

“Biz bir futbol ülkesi miyiz?” “Evet!” “Biz bir kültür ülkesi miyiz?” “Hayır!” İşte yukarıdaki soru ve cevaplar Türkiye’nin tanımını veriyor. Bu konuda halkı suçlamak da yersiz. Türkiye’yi yönetenler yıllarca kültürden, sanattan korktular. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi, bir anlamda hapsedilen, zindanda çürütülen yazarların, sanatçıların tarihidir. Bu ülke hep kötü yönetildi ama her zaman bazı aydınlar durumun sorumlusu olarak gösterildiler. Bu yüzden kültürle uğraşmak korkutucu meslekler arasına girdi. Çünkü sanat, eleştiriyordu. Futbol ise hiç bir şeyi eleştirmeden, top koşturuyordu. Bunun için Türkiye, sanatçılarını Çin işkencelerinden geçirirken, futbolu bağrına bastı. Galatasaray zaferinden meydanlarda bağıran gençler, Hakan ve Tugay gibi kahramanların yanısıra, dünyada yüzlerini ağartan Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Leyla Gencer, Fikret Mualla gibi değerlere sahip olduklarından habersiz kaldılar.