Askerler Ahmet Rasim’i bir meyhanede demlenirken bulmuşlar. “Seni derhal, Merkez Komutanı Sadrettin Paşa’ya götürmemiz emredildi” demişler. Hazret başına ne geleceğinden habersiz, endişe içinde apar topar götürülmüş. Konağa vardığında bir de bakmış ki Paşa, Bestenigâr isimli cariyesinin ölümünden dolayı pek mahzun.Ahmet Rasim’in, Bestenigâr için bir güfte yazmasını, oraya daha önce getirtilmiş bulunan Hafız Hüsnü Efendi’nin de bu güfteyi bestelemesini istiyor. İki üstat hemen çalışmaya başlayıp o gün “Çok sürmedi geçti tarab-ı şevk-i baharın” adlı şarkıyı yazıyorlar. Paşa onlara yirmişer altın hediye veriyor. Sadrettin Paşa o kadar müzik seven bir komutanmış ki, 48 cariyesinin her birine ayrı bir müzik makamının adını vermiş.

Bu ilginç bilgileri, İncila Bertuğ’un mükemmel bir diksiyonla yaptığı sunuştan öğreniyoruz.Cemal Reşit Rey salonunda Adnan Mungan’ın solist olduğu “Hacı Arif Bey’den Cumhuriyet Dönemine Müziğimiz” konserindeyiz. Gereksiz gırtlak oyunlarıyla, inlemelerle, haykırmalarla kirlenmiş kulaklarımız, Mungan’ın tertemiz sesiyle ve enstrümanların klasik bir vakar taşıyan icrasıyla yıkanıyor. İncila Hanım ise başlı başına bir sanat ve kültür abidesi. Onu dinlerken böyle temiz, vurguları yerli yerinde bir Türkçeyi ne kadar özlemiş olduğunuzu fark ediyorsunuz.

Tanburî Cemil Bey, Leyla Hanım, Şevki Bey, Selanikli Ahmet Efendi, Artaki Candan, Bimen Şen, Suphi Ziya Özbekkan ve Lemi Atlı’dan, Alaeddin Yavaşça’ya kadar uzanan bir repertuvar. İcrası zor eserler. Bunları arka arkaya dinlerken, aşırı Batı hayranlığı içinde kendini yitirip gitmemiş, taklide düşmemiş, kendimize ait büyük bir kültürün doruğuna yükselmiş olduğumuz dönemleri hasretle anmadan edemiyorsunuz. Dinleyicileri anlatmak için kullanabileceğim kelime ise şu: “Efendi”. Ruhları olağanüstü ince bir müzikle kanatlanmış efendi insanlar topluluğu.

Bazı müzisyenler Selahattin Pınar’ın besteciliğini eleştirmiş ve üstat “Ben birinci sınıf müzisyenim” diyerek orayı terk ederken arkasından seslenmişler, “Peki sen birinci sınıfsan Sadettin Kaynak ne oluyor.” Selahattin Pınar, “O lüks sınıftır” demiş.

Benim en sevdiğim besteci Şevki Bey’dir. 21 yaşında beste yapmaya başlayan ve 31 yaşında vefat eden Şevki Bey o kısacık ömründe 1000’den fazla şarkı bestelemiş. Hem de ne besteler. Ama yine de sanatçı kıskançlığı içinde rakipleri onu yermekten geri durmamış. “1000 şarkı besteledi ama hepsi de harem ağaları gibi birbirine benziyor” demişler.

Başta Adnan Mungan olmak üzere bize bu olağanüstü geceyi yaşatan sanatçılara, verdiği bilgilerle bizleri zenginleştiren İncila Hanım’a, benim bu konsere gitmeme vesile olan büyük cerrah ve kemani İsmail Yükseltan dostuma teşekkür borçluyum. Sanatın insan ruhunu nasıl ferahlatabildiğini bir kez daha ispat ettikleri için…